İç Yüzü Dışa Vuramayanların Hikayesi

Bu hikâye senin, benim ve yargılanmaktan sosyofobisi oluşan nicelerinin hikayesi, bu bizim hikayemizdir. Unutma, ben hep seninleyim...

İç Yüzü Dışa Vuramayanların Hikayesi

 Keşmekeş dünyanın bulutlarla örtülü güneşi bana gülmsemeyi unutmuş haldeyken aralanan gözlerim ne kadar yorulmuştur acaba?

 Bu kendi ruhaniyetini dışa yansıtamayanların hikayesidir. Yani iç güzelliği dışa vuramayanların hikayesi, ön yargıların eseridir.  Taptaze çimlerin arasında bir bahar sabahı gibi gezinmeye benzer gökkuşağının binbir tonunu ruhlarında taşıyanların sima yahut mizaç duvarlarına takılı kalmasının satırlarıdır.

 Bu kendini anlatma, aktarma çabasına iki kat daha fazla düşenlerin sonunda başarı ihtimali düşük olanların esâmesidir. Bundandır ki her gün gözlerini aralama güçlüğü ve dirayeti. Bundandır ki direnme ve yorulma kısır döngüsü. Ve yine bundandır ki satırlarda vukû bulma ihtiyacı.

 Neyi nasıl anlatacaklarını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemeyip çoğu zaman susanların bir nevi sosyofobiyi ruhlarında yeşertenlerin hazin hikâyesi... Öyledir ki bu insanlar görünüş ön yargısından muzdarip ve sürekli yargılayan gözlere alışmış -alışmak zorunda kalmış- bir güruhun sesidir.

 Kısacası bu senin ve benim bugün de çektiğimiz sıradanlaşmış ama hâlâ can yakan hislerimizdir. Unutma, ben de senden ve seninleyim...