Kadrajdaki Dünyalar | 8. Kare: Duyguların Adım Sesleri

Kadrajdaki Dünyalar'ın 8. Bölümü | Çocukluğundan beri fotoğrafçılıkla uğraşan ve bu alanda lisans eğitimi alan Göksel'in çektiği fotoğrafları paylaştığı "kadrajdakidunyalar" isimli bir sosyal medya hesabı vardır. Genç fotoğrafçı bir gün fotoğraf çekimi için gittiği Kadıköy'de eve dönmeden önce bir kafeye oturur, bu kafede sahne alan gencin fotoğraflarını çeker ve sonrasında bir tanesini hesabında paylaşmaya karar verir. Fotoğrafı paylaştığı günün akşamında mesaj kutusuna düşen bir mesaj her şeyi değiştirmek üzeredir.

Kadrajdaki Dünyalar | 8. Kare: Duyguların Adım Sesleri

Sıcak bir temmuz akşamıydı. Deniz tarafından gelen tatlı esinti tuz kokusunu etrafa dağıtıyor, dalgaların sesi şehrin sesine karışıyordu. Boğaz’ın yanındaki Boğaziçi Köprüsü manzaralı restorandaki bir masada Dinçerler ve Demirkanlar oturuyordu. Bu akşam yemeği iki ailenin aylar sonra dışarıda yediği ilk akşam yemeğiydi. Yemekte büyükler iş hayatından, ülkedeki güncel şeylerden konuşurken gençler de sessizce yemeklerini yiyordu. Ne Göksel ne de Emrah sohbet etme havasındaydı.

“Tüm derslerini verdiğini duydum,” dedi Emrah’ın annesi. Muhatabı Göksel’di. “Tebrik ederim, artık son senen.”

“Evet, hepsini verdim,” diye onayladı Göksel. “Çok teşekkür ederim.”

“Bizim hergelenin alttan dersleri kaldı,” dedi Emrah’ın babası oğluna yandan bir bakış atarak. “Neyse ki daha iki senesi var.” Göksel’e baktı. “Seni bu başarından ötürü tebrik ediyorum güzelim.”

Göksel ona cevap verecekti ki Emrah önce davrandı:

“Sadece bir dersim kaldı, o da hocanın yüzünden oldu. Aynı dersten çok kişi kaldı.”

“Yüzlerce öğrencisi olan hocalardan birisi demek ki,” diye araya girdi Göksel. “Her bölümde böyle hocalar maalesef ki oluyor ama ben Emrah’ın o dersi seneye vereceğinden eminim. Endüstriyel Tasarım zaten yeterince zor bir bölüm, Emrah gayet iyi iş çıkarıyor.”

Emrah, Göksel’e minnet dolu bir bakış attığında genç kadın ona tatlı bir gülümseme gönderdi.

“Duydun,” dedi Emrah babasına. “Bölümüm gayet zor olmasına rağmen Göksel’in de dediği gibi iyi iş çıkarıyorum, hakkımı yeme.”

“Göksel öyle diyorsa,” dedi babası. Emrah’ın ailesi Göksel’i çok severdi; onun kibar, ağırbaşlı ve olgun karakterini takdir ediyorlardı.

Göksel onlara bir gülümseme gönderdikten sonra yemeğine devam etti. Sipariş ettiği sebze yemeğinin tadını sevmişti; sebzeler son derece tazeydi ve az yağlı yemek oldukça hafifti. Genç kadının et yemekleriyle arası çok yoktu, özellikle dışarıda yemekten hiç hoşlanmıyordu çünkü genelde yemeğin çok ağır bir tadı oluyordu ve bu da onun midesini bulandırıyordu. Buranın et yemeklerinin güzel olduğunu biliyordu, bir iki sefer kendisi de denemişti ama bu sıcakta tercih etmedi. Onun tam karşısında oturan Emrah’sa içinde sebzeler olan et sotesini iştahla yiyordu. Emrah üç yıldır spor yaptığı için onun karbonhidrat ve protein ağırlıklı beslendiğini, eti de oldukça sevdiğini biliyordu.

Emrah üstündeki mavi gözleri fark edince başını kaldırıp karşısında oturan Göksel’e baktı.

“Tadı çok güzel sanırım,” dedi Göksel çenesiyle tabağı işaret ederek. “Çok iştahlı yiyorsun.”

“Güzel,” diye onayladı Emrah. “İstersen tadına bakabilirsin. Şu köşesine hiç dokunmadım.”

“Küçük bir parça yiyebilirim,” diyen Göksel çatalını tabağın en köşesinde duran et parçasına uzattı. Normalde çok samimi olduğu arkadaşları hariç diğerlerinin tabağından yemek yeme huyu yoktu fakat Emrah’ın iştahlı yiyişi onu meraklandırmıştı.

Göksel çatalına aldığı parçayı yerken Emrah onu izledi. Ağzındaki eti yavaşça çiğneyen Göksel bakışlarını Emrah’a çevirdi. Genç adamın kahverengi gözleri kendi yüzüne odaklanmıştı.

“Nasıl?” diye sordu Emrah. “Sevdin mi?”

Göksel ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra, “Sevdim,” dedi. “Tadı çok hafif, az baharatlı ve az yağlı; tam da sevdiğim gibi.”

“Ben de öyle seviyorum. Et gurmesi sayılırım ve et konusunda burası benden tam not aldı.”

Göksel gülerek, “Bunu restoranın sahibine de söylemelisin,” dedi. “Bundan memnun olacağına eminim.”

“Et gurmesi olarak tescillendiğim gün kendisiyle konuşmayı düşünüyorum,” dedi Emrah. Üst dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi. “Bakarsın yemekleri beleşe getiririm. Günlük olarak almam gereken protein miktarını ve et fiyatlarını düşününce benim için epey iyi olurdu.”

“Geleceğin Vedat Milor’u.”

Emrah kalın ve gür sesiyle kahkaha attığında masadakilerin bakışları ona döndü. “Ben sadece etlere hâkimim, onun gibi birinin yakınından bile geçemem.”

“Ne oluyor?” diye sordu Emrah’ın annesi.

“Göksel’le et gurmeliğim hakkında konuşuyorduk,” dedi Emrah annesine bakarak. “Bir gün bunu tescillendirirsem bedavaya et yiyebileceğimi söyledim, o da bana, ‘Geleceğin Vedat Milor’u,’ dedi.”

“Sen ve gurmelik mi? Endüstriyel tasarımcı adayı ve sporcu sıfatlarının yanına bir sıfat daha eklemeyi mi düşünüyorsun?”

“Elbette hayır. Şaka yapıyordum sadece ama bir anlığına kendimi gurme olarak düşününce eğlendim.”

Aile büyükleri yeniden iş sohbetine dalarken Emrah oflayarak önüne döndü. Hem o hem de Göksel sessizce yemeklerini yedi. Göksel yemeğini bitirdikten sonra birkaç fotoğraf çekmek için masadan kalkarken Emrah da ona eşlik etti.

“İş muhabbetlerinden içim şişmişti,” dedi Emrah ellerini pantolonunun ceplerine sokarken. “Biraz deniz havası alalım. Sen çekimini nerede yapacaksın?”

“Manzara güzel olursa şehri çekebilirim ya da mekânı çekerim. Sen ne yapacaksın?”

“Yanında durup nasıl çalıştığını izleyeceğim. Hesabındaki fotoğraflardan sonra senin çalışırken nasıl göründüğünü daha çok merak ettim.”

“O niyeymiş?”

“Çünkü çok güzel fotoğraflar çekiyorsun.”

Göksel’in bu beklenmedik iltifat karşısında yanakları pembeleşti. Emrah ilk kez ona iltifat ediyordu.

“Ah, teşekkür ederim.”

“Utandın,” dedi Emrah gülerek. Dikkatli bakışlarından Göksel’in kızaran yanakları kaçmadı. “Çok tuhafsın gerçekten. Başkası olsa övünür, sen ise utanıyorsun.”

“İltifat senden gelince çok beklenmedik oldu.”

“Haklısın. Sana daha önce iltifat ettiğimi hatırlamıyorum.”

Göksel bunun ilk sefer olduğunu bilse de bir şey söylemedi.

Deniz kenarına ulaşan ikili korkuluklara yaslandı. Emrah manzarayı izlerken Göksel makinesiyle ilgilenmeye başladı. Şehir manzarasını da güzelce aydınlatılmış ve süslenmiş mekânın içini de çekmeyi düşünüyordu.

“Beni çeker misin?” diye sordu Emrah.

Göksel şaşırarak ona baktı. “Seni mi?”

“Evet,” dedi. Vücudunu Göksel’e çevirip kalçasını korkuluklara yasladı. “Senin gibi bir profesyonelin kadrajına girmek isterim.”

“İstiyorsan çekeyim tabii. Nerede poz vermek istersin?”

“Bu işi bilen sensin, sen söyle.”

Göksel mekânın içini inceledikten sonra, “Korkuluklara yaslanıp poz verebilirsin ya da masaların birine oturabilirsin,” dedi. Mavi gözlerini Emrah’ın yüzüne çevirdi. “Hangisini tercih edersin?”

“Ayakta kalsam daha iyi.”

Emrah, Göksel’in yönlendirmeleriyle çok güzel ışık alan bir yerde durdu. Korkuluklara yaslanan genç adamın arkasında Boğaz ve İstanbul manzarası vardı, birkaç adım solundaysa içinde yapma çiçeklerin olduğu bir vazo duruyordu ve sarı ışıklar onun kumral saçlarının rengini ortaya çıkarırken kahverengi gözlerini de sanki bal rengindeymiş gibi gösteriyordu.

“Poz verebilirsin,” dedi Göksel. “Öncesinde istersen saçını ve kıyafetlerini düzelt.”

“Saçımla kıyafetlerimde bir sorun mu var?” diye sordu Emrah.

“Pek sayılmaz ama saçlarının önünü düzeltsen fena olmaz.”

“Sen gerçekten çok ince şeylere dikkat ediyorsun.”

“Her fotoğrafçı gibi.”

Emrah saçlarının önünü düzeltti. “Oldu mu?”

“Evet, şimdi poz ver bakalım.”

Emrah ciddi bir ifadeyle kameraya baktı. Emrah, kemikli yüzü sayesinde yaşından daha olgun görünen yakışıklı bir gençti. Açık kahverengi gözleri beyaz yüzünde, kalın kaşlarının altında zekâyla parlıyordu. Kemerli burnu, dolgun dudakları ve geniş çenesiyle güçlü bir ifadeye sahipti. Fiziksel olarak sahip olduğu güç, yüz hatlarında da mevcuttu.

“Beni öldürecekmişsin gibi bakıyorsun,” dedi Göksel. “Biraz daha sevimli görünmeyi dener misin?”

“Ne?” Emrah afalladı. “Nasıl bakıyorum?”

“Az sonra üstüme atlayıp beni gırtlaklayacak gibi bakıyorsun. Zaten sert bir yüzün var, iyice sertleştirmesin mi diyorum?”

Emrah başını biraz yere eğip güldüğünde Göksel deklanşöre basıp bu anı ölümsüzleştirdi. Fotoğrafta Emrah’ın kısılan gözleri adeta yok olurken güçlü beyaz dişleri de parıl parıl parlıyordu.

“Sakın bana az önce fotoğrafımı çektiğini söyleme,” dedi Emrah gülmeyi kestiğinde. Göksel gözlerini kaçırınca başını iki yana salladı. “Gülerken fotoğrafımın çekilmesinden hiç hoşlanmam.”

“Bence içten bir fotoğraf oldu. Gel de bak istiyorsan.”

Göksel Emrah’a çektiği fotoğrafı gösterdi. Fotoğraf gerçekten de çok içtendi ve Emrah da oldukça hoş çıkmıştı.

“Nasıl ya?” diye mırıldandı Emrah. Göksel’in gözlerine baktı. “Güzel bir fotoğraf olmuş.”

“Sana söylemiştim. Hadi bir tane daha gülmediğin ama öldürecek gibi de bakmadığın bir poz ver.”

“Sert yüz hatlarımın olması benim elimde değil.”

“Ama o hatların en sert hâlini kullanmamak senin elinde. Hadi şu masaya otur, elini çenene yasla ve tebessüm ederek kameraya bak.”

“Peki, nasıl istersen.”

Emrah, Göksel’in dediklerini birebir yaptı. Göksel onun karşısına oturup makineyi yüzüne yaklaştırdı.

“Çok yakın değil mi sanki?” dedi Emrah.

“Bu işi bilen bendim, unuttun mu az önce dediğini?”

“İyi, tamam.”

Emrah yeniden tebessüm edip doğrudan kameraya baktı. Göksel her şeyin mükemmel olduğuna emin olduktan sonra deklanşöre bastı.

“Nasıl oldu?” diye sordu Emrah.

Göksel çektiği fotoğrafı açıp önce kendisi inceledi. Hem arkadaki mekân hem de Emrah çok güzel çıkmıştı. Genç adamın etkileyici ve derin bakışlarının bu fotoğrafın odak noktası olmasını isteyen fotoğrafçı bunu başarmıştı.

“Bence oldukça iyi bir fotoğraf olmuş,” deyip fotoğrafı Emrah’a gösterdi. “Sen ne dersin?”

Emrah uzun uzun fotoğrafı inceledi. “Sen gerçekten de muhteşem bir fotoğrafçısın,” dedi. Karşısında oturan kadına baktı. “Çok beğendim. İkisini de bana atar mısın?”

“Eve geçtikten sonra atarım ve çok teşekkür ederim.”

“Kesinlikle hesabımda paylaşacağım.”

“Çok memnun olurum.”

İkili tekrardan deniz kenarına yürüdü. Göksel mekânın ve şehir manzarasının birer fotoğrafını çektikten sonra makinesini kapattı. Burada çok farklı fotoğraflar çekemeyeceğini bildiği için boşuna efor sarf etmesine gerek yoktu.

“Masada bana arka çıktığın için teşekkür ederim,” dedi Emrah. “Babamı bilirsin, bazen çok üstüme gelebiliyor ve bunu herkesin yanında yapmaktan da çekinmiyor. Sen araya girince daha fazla konuşmadan sustu.”

“Kötü bir niyeti olmadığına eminim ama bu konuları başkalarının yanında açmaması daha iyi olur elbette. Sonuçta hepimiz senin iyiliğini istiyoruz.”

“Niyet kadar onu gösterme şekli de önemli. Neyse işte, sağ ol.”

“Rica ederim.”

Emrah önüne dönüp, manzaraya bakarken Göksel de çantasından telefonunu çıkarıp internetini açtı. Sosyal medya hesabından bir yeni bildirim gelmişti ama bu bildirim ne beğeni ne yorum ne de takip bildirimiydi; bu bir mesaj bildirimiydi. Genç kadın bildirim penceresini aşağı çekip gelen mesaja baktı.

Gökhan Uygur: Merhaba, nasılsın?

Tükürüğü nefes borusuna kaçan Göksel öksürürken, elini gerdanına bastırıp olası bir öksürük silsilesinin önüne geçti. Kocaman açılan gözleriyle ekrana baktı, doğru görüp görmediğini anlamak için mesajı bir kez daha okudu ve gayet doğru gördüğünü anladı.

Gökhan ona mesaj atmıştı.

Kalbi güm güm atan Göksel eğer yalnız olduğu bir yerde olsaydı buna sesli bir tepki verebilirdi ama içinde bulunduğu ortam yüzünden tüm tepkisini içinden vermek zorunda kaldı. İçinde bir volkan patlasa da duygularından oluşan lavları dışarı fışkırtmak yerine içeride tuttu.

Göksel Emrah’a kısa bir bakış attıktan sonra telefonunun ekranını kapattı. Oysaki Emrah mesajı görmüştü ve bu mesajın Göksel’in üzerinde yarattığı şok etkisini fark etmişti. Yine de bir şey çaktırmadı.

“Beni saymazsak sadece iki fotoğraf çektin,” dedi Emrah. “Başka çekmeyecek misin?”

“Çekecek çok bir şey yok,” dedi Göksel düşünceli bir sesle. Aklı hâlâ mesajdaydı. “Manzarayla mekânı çektim, onlar da yeter. Boşu boşuna hafızayı doldurmaya gerek yok.”

“Evet, düşününce haklısın.”

İkili bir süre konuşmadan sessizliğin ve deniz kokusunun tadını çıkardı. Boğaz’dan esen rüzgâr Göksel’in sarı saçlarını adeta dans ettiriyordu. Genç kadın dalgın gözlerle manzaraya bakarken Emrah da onu inceliyordu. Göksel’in sevgilisi olmadığından emindi, Gökhan Uygur adlı kişinin ona attığı mesaj da bir sevgiliye atmak için fazla resmîydi ama bu gencin ona attığı mesajın Göksel’i heyecanlandırdığı kesindi. Genç adam Göksel’in şu an bile onu düşündüğünden emindi. Anlaşılan insanlarla fazla muhatap olmayan Göksel kendisini aşarak yeni biriyle tanışmıştı. Emrah kendi kendine gülümsedi.

“Ben masaya döneceğim,” deyip Emrah’a baktı Göksel. Onu kendisini izlerken bulunca afalladı. “Gelecek misin?”

“Geleyim.”

Masaya dönen gençler ailelerini bıraktığı gibi buldu. Tatil planları hakkında konuşan büyükler, onların geldiğini görünce susup dikkatlerini gençlere verdi.

“Ne yaptınız?” diye sordu Emrah’ın annesi.

“Biraz deniz havası aldık,” diye cevapladı Emrah. “Göksel fotoğraflarımı çekti, sonra etrafı çekti.”

“Fotoğrafları merak ettim.”

“Göksel eve dönünce bana atacak, sana da gösteririm. Muhtemelen hesabımda paylaşacağım zaten.”

“Göksel’in her zamanki gibi harika bir iş çıkardığından eminim. Bu konuda çok yetenekli ve bilgili.”

“Çok teşekkür ederim,” dedi Göksel gülümseyerek. “Kendimi geliştiriyorum.”

“Pek de alçakgönüllüsün,” dedi Emrah’ın babası.

“Haddinden fazla,” diye araya girdi Emrah. “Eğer bir işte fazla iyiysen bununla övünmeyi bilmen gerekiyor ama Göksel değil övünmek, ne kadar iyi olduğunun farkında bile değil.” Göksel’e baktı. “En iyisi olmak istediğini biliyorum ama şu an olduğun pozisyon da herkesin kolay kolay ulaşamayacağı bir yerde. Bence fotoğrafçı kişiliğine gereken değeri vermen gerek.”

Bu laflar Göksel’i şaşkına çevirdi. Emrah’tan bu tarz bir konuşma beklemiyordu. “Fotoğraf konusunda iyi olduğumu biliyorum ama bunun hakkında övünmek hiç benlik değil. Ben fotoğrafımı çekerim, yorumunu da diğerlerine bırakırım.”

“Diğerlerinin seni övmesindense senin kendine hak ettiğin takdiri vermen bence daha önemli, Gök.”

“Elbette veriyorum ama gelişim bir süreç ve ben de gelişmeye devam ediyorum. Şu an bulunduğum konumdan memnunum ama hep daha iyisini istiyorum, bunun için de çabalıyorum. İnsanların da yaptığım işi takdir etmesi tabii ki çok hoşuma gidiyor ama bununla övünecek dünyadaki son kişi falanım. Biraz da kişilikle ilgili ve ben de böyleyim.”

“Sen böyle düşünüyorsan bana da saygı duymak düşer ama gerçek anlamda bu işte çok iyisin.”

“Teşekkür ederim, sağ ol.”

Onların bu konuşması ebeveynlerini şaşırttı. Göksel’le Emrah’ın farklı karakterlere sahip oldukları için çok anlaşamadıklarını, aile buluşmaları hariç nadiren görüştüklerini biliyorlardı ve aralarındaki bu mesafe onlara ikilinin birbirinden hazzetmediğini düşündürtüyordu. Bu akşam Göksel’in okul konusunda Emrah’a arka çıkması ve Emrah’ın Göksel’in fotoğrafçılığı hakkında övgü dolu sözler söylemesi gençlerin ebeveynlerine düşünceleri konusunda yanıldıklarını göstermişti.

“Göksel’in fotoğrafçılık alanındaki düşünceleri senin spor hakkındaki düşüncelerine benziyor,” diye bir yorumda bulundu Emrah’ın annesi Aslı. “İkiniz de yaptığınız işlerde oldukça iyi olsanız da her zaman daha iyisini istiyor ve bunun için çaba gösteriyorsunuz. Doyumsuzsunuz, mükemmeliyetçisiniz. Fazlası diğer her şey gibi zarar olan bu iki şeyi dozunda tuttuğunuz sürece sizi istediğiniz yere götüreceğinden eminim.”

“Evet, biraz benziyor,” diye annesine katıldı Emrah. “Ben Göksel’in aksine biraz övünüyorum sadece. Üç senede çok büyüdüm, benden daha uzun zamandır spor yapan adamları bile geçtim ve bunu dillendirmekten çekinmiyorum. Göksel gibi ben de daha iyisini hatta en iyisini istiyorum ama onun aksine bugünüme de fazlasıyla odaklanıyorum.” Genç adam bakışlarını Göksel’e çevirdi. “Gök daha çok yarın odaklı yaşıyor. ‘Bugün iyiyim ama yarın daha iyi olmam gerek’ diyor. Güzel bir düşünce ama bugünü yarının gölgesinde bırakınca insan bugünün güzelliklerini göremeyebiliyor. Benim dikkat çekmek istediğim nokta da buydu.”

Onun bu bilge cümleleri Göksel’in düşüncelerinde bir aydınlanmanın ortaya çıkmasını sağladı. Emrah söylediklerinde haklıydı: Göksel yarın odaklı biriydi ve yarın, bugün olduğundan bir adım daha ileride olmaya çalışırken bugün olduğu konumun tadını çıkaramıyor, bu şekilde kendisine de haksızlık yapabiliyordu. Çok iyi bir fotoğrafçı olduğunu biliyordu, özellikle genç yaşını dikkate alınca ama ulaşmak istediği noktaya hâlâ çok uzak olduğunu düşündüğü için kendisini küçük görebiliyordu. Bunun farkındaydı ama bu gerçeği bir başkasının ağzından duymak ona kötü hissettirdi ve bir noktada aydınlanma yaşamasına neden oldu. Kendisine haksızlık ediyordu ve bunu bir an önce sonlandırması gerekiyordu.

“Ne demek istediğini anladım,” diye karşılık verdi Göksel. “Haklılık payın var. Aradaki dengeyi sağlamak için çabalıyorum.”

Bundan sonra daha çok çabalayacaktı.

“Başarılı olacağını umuyorum.”

“Ben de öyle.”

Gençler birbirine gülümsedi. Bu şimdiye kadar onların arasında geçen en samimi konuşmaydı.

İki aile masada yarım saat kadar oturduktan sonra kalkmaya karar verdi. Aile babaları hesabı ödemek için kasaya ilerlerken diğerleri de ayaklanıp yavaşça restorandan çıktılar. Saatler akşam onu geçmesine rağmen cadde hâlâ son derece kalabalıktı, araçlarla yayalar yolları kaplıyordu. Yoğun insan kalabalığının arasında onlar da kendi araçlarına ilerlediler.

“Cuma akşamını herkes dışarıda geçiriyor anlaşılan,” dedi Göksel’in yanında yürüyen Emrah.

“Öyle görünüyor,” dedi Göksel. “Ama bu şehrin kalabalığı hiçbir zaman bitmiyor.”

“Orası öyle. Umalım da çok trafik olmasın.”

Engin’le Hakkı diğerlerinin yanına gelince iki aile de kendi arabasına bindi. Babalar şoför koltuğuna, anneler öndeki yolcu koltuğuna ve gençler de arka koltuklara oturdu. Annesinin oturduğu tarafa oturan Göksel bir süre bekleyip ebeveynlerinin konuşmadığını görünce çantasından telefonunu çıkardı. İnternete bağlandıktan sonra sosyal medya hesabına girdi. Kalbi yeniden hızlıca çarpmaya başlarken mesaj kutusunun en üstünde duran Gökhan’ın mesajını açtı. Gökhan ona bu mesajı atalı üç saat olmuştu. Genç adamın daha kısa sürede mesajına cevap almayı beklediği kesindi ama bu akşam meşgul olan Göksel ona ancak şimdi cevap verebilecekti.

Merhaba. İyiyim, teşekkür ederim; sen nasılsın?

Biraz resmî olduğunu biliyordu ama Gökhan’la samimi olmadıkları için bu resmiyetin gerekli olduğunu düşünüyordu. Genç kadın samimi olmadığı herkesle bu şekilde konuşuyordu.

Göksel mesajı gönderip ana sayfasına geri döndü. Bu akşam için hazırlanmaya başladığı andan itibaren hesabına bakamamıştı. Takip ettiği kişilerin son birkaç saatte yaptığı paylaşımlara bakmaya başladı. Severek takip ettiği ve Amerika’da yaşayan bir video grafiker New York’ta çektiği bir videoyu paylaşmıştı. Göksel videoyu büyük bir hayranlıkla izledi. Video grafikerin kullandığı çekim teknikleri gerçekten muhteşemdi. Göksel videoyu beğenip kaydetti. Bir gün aynı tekniklerle video çekmeyi mutlaka denemeliydi.

Paylaşılanlara bakmayı yeni bitirmişti ki Gökhan ona cevap verdi. Genç adamın birkaç dakika içinde verdiği bu hızlı cevaba şaşırırken annesiyle babasını yeniden kontrol etti. Babası pür dikkat aracı sürerken annesi de camdan dışarıyı izliyor, bir yandan da radyodaki haberleri dinliyordu. Göksel ikisinin de kendisiyle ilgilenmediğine emin olunca dikkatini yeniden telefonuna verdi. Şu an gergin ve heyecanlıydı, böyle hissettiği zamanlarda da mantıklı konuşma konusunda zorluk çektiği için ebeveynlerinin onunla ilgilenmemesi işine geliyordu. Gökhan’la konuşmaya ve onun kendisine neden mesaj attığını anlamaya odaklanmak istiyordu.

Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Ne yapıyorsun? Sanırım pek uygun bir zamanda yazmadım

Gökhan’ın mesajını okuduktan sonra ona cevap verdi.

Dışarıda olduğum için telefona bakma fırsatını ancak şimdi bulabildim. Bir akşam yemeğindeydim, artık müsaitim. Sen ne yapıyorsun?

Mesajını gönderdikten saniyeler sonra Gökhan mesajı gördü. Genç adamın başka bir uğraşı olmadığını anlayıp tüm dikkatini kendisine verebileceğini düşündü. İlk mesajlaşmalarında da Gökhan ona saniyeler içinde cevap vermişti fakat çok kısa bir konuşma gerçekleştirdikleri için mesajlaşma hemen bitmişti ama bu akşam uzun sürebilirdi ve bu genç kadının kalp atışlarını sanki hızlı değilmiş gibi daha da hızlandırıyordu.

İyi o zaman, müsait olmana sevindim. Ben de gitar çalıyordum, yeni bitirdim

Araba durunca, Göksel başını kaldırıp camdan dışarı baktı. Öndeki araçların ilerisindeki trafik lambasının kırmızı ışığı yanıyordu. Yoğun bir trafiğin içindeydiler ve eve gitmeleri yine saatleri bulabilirdi. Yollarının çok uzun olduğunu anlayıp tekrar telefonuna baktı.

Gitarını yarın akşama mı hazırlıyorsun?

Mesajı anında görüldüğünde Gökhan’ın şu an kendisinden başka bir şeyle ilgilenmediğinden emin oldu. Genç adam şu an Kadıköy’deki evinin salonunda koltuğa uzanmıştı ve Göksel’le konuşuyordu. Genç kadının kendisine cevap verdiğini görünce elinden bıraktığı Fender’ı ise yerde öylece duruyordu.

Klasik gitarımı yarın akşama çoktan hazırladım. Bir de elektro gitarım var, zamanımın çoğunu da onu çalarak geçiriyorum aslında ve bugün de kendi projelerim üstünde çalıştım. Mesai çıkışından sonra eve döner dönmez müziğe sarılıyorum, şu an evde tek yaşadığım için yapacak daha iyi bir aktivitem de yok

Onun kendisi hakkında verdiği bu bilgiler Göksel’in kaşlarını kaldırmasına neden oldu. Gökhan kendi müziğini yapıyordu ve tek başına yaşıyordu, en azından şu an.

Kendi müziğini yapıyorsun demek. Hangi tarz ya da tarzlarda peki?

Mesajı yine anında görüldü. Gökhan’ın mesaj sayfasında beklediğini düşünmek ona sanki Gökhan karşısındaymış ve güzel kahverengi gözleriyle kendisine bakıyormuş gibi hissettiriyordu.

Blues ve rock tarzlarını karıştırıp şarkılarımda kullanmayı seviyorum. İki tarzı dinleyerek büyümemin bunda büyük etkisi var

Sen hangi tarzları dinlemeyi seviyorsun peki?

Onun gönderdiği ilk mesajı okuyunca Göksel’in aklına gelen ilk isim Yavuz Çetin oldu. Çetin de blues ve rock tarzlarında şarkılar yapan bir müzisyendi. Gökhan’ın geçen hafta onun parçasını çaldığını düşünürse genç adam onu dinliyordu ve belki de ondan ilham almıştı. Ona sormaya karar verdi.

Hangi müzisyenlerden etkilendin mesela?

Gökhan ona biraz uzun bir cevap verdi. Onun kendisi hakkında bu kadar açık olması ve Göksel istemeden bu kadar bilgi paylaşması genç kadını şaşırttı. Göksel kendisi hakkında son derece ketum biriydi ve Gökhan gibi paylaşımcı kişiler ona her zaman garip geliyordu.

En büyük ilham kaynağım Yavuz Çetin’dir. Henüz küçük bir çocukken onun gibi müzik yapmayı kafama koymuştum. Kendisi ilk gitarımı almamda çok büyük bir etkiye sahiptir. Onun dışında Duman’ın gitaristi Batuhan Mutlugil ve mor ve ötesi’nin solisti Harun Tekin diğer iki ilham kaynağım ve idollerimdir. Severek dinlediğim bir sürü müzisyen, grup var ama başta gelenler bunlardır. Biraz uzun bir mesaj oldu ama müzikten konuşmayı severim

Son cümlesi Göksel’i gülümsetti. Genç adamın içtenliği gözle görülecek kadar gerçekti.

Hepsi efsane isimler. Kim bilir seninle birlikte kaç kişiye daha ilham kaynağı olmuşlardır? Duman ve mor ve ötesi benim de severek dinlediğim gruplardır. Çok gürültülü olan rock türleri, metal ve rap hariç çoğu türü dinlerim. Favorilerim alternatif, soul, R&B ve poptur. Klasik müzikleri bunlar kadar sık dinlemem ama eser bilgim geniştir, özellikle ruhumu dinlendirmek istediğim akşamlarda açıp uzun saatler boyunca dinlerim

Gökhan mesajı saniyesinde görse de cevap vermesi o kadar hızlı olmadı. Kısa bir durgunluğun yaşandığı esnada Göksel camdan dışarıya baktı. Akşam yemeğini yemek için tercih ettikleri Beşiktaş her zamanki gibi kalabalıktı ama az önceki dehşet trafiği atlatmışlardı. Yol hâlâ dolu olsa da en azından ilerleyebiliyorlardı.

“Cuma akşamı Beşiktaş’a yemeğe gelmek çok da iyi bir fikir değilmiş,” dedi babası. “Avrupa Yakası buraya yığılmış, Anadolu tarafı da Kadıköy’dedir şimdi.”

“En yoğun kısmı atlattık,” diye cevap verdi Güzin. Arkasını dönüp kızına baktı. “Sen ne yapıyorsun bebeğim?”

“Arkadaşımla mesajlaşıyorum,” diye cevap verdi Göksel. “Yolumuz uzun ve zamanın geçmesine ihtiyacım var.”

“İyi bakalım.”

Annesi önüne dönünce kaşlarını çattı. Arkadaşım mı? O an böyle söylemesi gerektiğini biliyordu, Gökhan’la da arkadaş olma yolunda ilerliyorlardı ama bu akşam genç adamla doğru dürüst ilk kez sohbet ettiklerini göz önüne alınca bu kelimenin doğru olmadığını düşünüyordu. En azından şimdilik.

Dikkatini yeniden telefonuna verdi. Gökhan ona cevap vermişti.

Açıkçası tam da senden beklediğim tarzları dinliyormuşsun. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama sana bakınca bu tarz müzikleri dinlediğin anlaşılıyor: Gürültülü olmayan, insanı huzurla dolduran ve derin düşüncelere iten müzikler

Göksel bu yorumu birkaç kişiden daha duyduğu için hiç şaşırmadı. Gökhan’ın demeye çalıştığı şeyi de çok iyi anlamıştı. İnsanların yaydığı enerjiler onların dinlediği müzikler konusunda karşı tarafa ipucu veriyordu. Saç kesimleri, makyaj tarzları, giyim tarzları hatta konuşma şekilleri bile dinledikleri müziklerden izler taşıyabiliyordu. Gökhan’ın da tarzına bakarak onun rock dinleyicisi olduğunu anlamıştı.

Demek istediğin şeyi anladım ve geçmişte birkaç kişiden de bu yorumu duydum. Senin de rock dinlediğin belli oluyor mesela

Gökhan ona hızlı bir cevap yazdı.

Genelde böyle söylerler

Göksel buna ne yazacağını düşünmeye başlamıştı ki Gökhan’ın yeni bir mesaj yazdığını görünce onu beklemeyi tercih etti.

Tatilin nasıl geçiyor? Neler yapıyorsun?

Gökhan’ın bu soruyu sorarak konuyu değiştirmesine ve yeni bir konu açmasına sevindi. Onun hakkında meraklıydı ve genç adamın kendisi hakkında anlatacağı şeyleri duymak istiyordu.

Zamanımın çoğu evde geçiyor; başta fotoğraflar olmak üzere bir şeylerle uğraşıyorum, vakit geçiriyorum. Sende durumlar nasıl?

Mesajı ona gönderip onun vereceği cevabı dört gözle bekledi. Gökhan geçen hafta kendi hayatından birazcık da olsa bahsetmişti ama şimdi daha ayrıntılı anlatmasını umuyordu. Kısa bir bekleyişin ardından Gökhan ona cevap yazdı.

Anladığım kadarıyla okul maratonundan sonra dinlenmeye bakıyorsun ki çok da haklısın, okul süreci her öğrenci için son derece yorucu oluyor. Bana gelecek olursam geçen hafta bahsettiğim müzik mağazasında satış danışmanlığı yapıyor ve haftanın altı günü orada çalışıyorum; cumartesi akşamları Parça’da sahne alıyorum ve boşta kalan zamanlarımda da genelde eserlerimin üzerinde çalışıyorum, arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Tatil yaptığım söylenemez ama sevdiğim işleri yaptığım için keyifli geçiyor

Onun yaptıklarından bu kadar uzun ve ayrıntılı bahsetmesini beklemiyordu ama bundan hoşnut oldu. Gökhan hayatı hakkında açık birine benziyordu ve bu açıklık Göksel’in kafasındaki soru işaretlerini gideriyordu.

Evet, gerçekten yorucu bir seneydi ve ben de dinlenmeye bakıyorum

Senin içinse yoğun bir yaz oluyormuş ama keyif alıyorsan sıkıntı yok demektir. Sahne almaktan, arkadaşlarınla vakit geçirip sosyalleşmekten hoşlanan birine benziyorsun

Karşı taraf hakkında direkt soru sormak yerine varsayımlarda bulunarak merak edilen konuda bilgi edinmek güzel bir taktikti, Göksel de bunu uyguladı ve başarılı da oldu.

Kesinlikle öyleyim. Dışarıya çıkmaktan, insanlarla zaman geçirip sosyalleşmekten büyük keyif alırım. Bu yüzden bu yoğunluk beni o kadar da yormuyor hatta iyi geldiğini bile söyleyebilirim. Sen bu konularda nasıl birisin? Benim tam tersimmişsin gibi hissediyorum

Göksel bu mesajı okuyunca onun tespitine gülümsedi.

Evet, ben sosyal birisi sayılmam, fazla arkadaşım da yoktur ama olanlarla iletişimde kalmaktan hoşlanırım

Gökhan’ın cevabı her zamanki gibi hemen geldi.

Az olsun öz olsun diye düşünüyor olmalısın. Benim arkadaşım çoktur ama dostum olarak gördüğüm, kendimi açıp kişisel şeylerimi paylaştığım insan sayısı çok azdır. İnsan herkesle arkadaş olabiliyor ama herkesle dost olamıyor neticede

Neyse, derin konulara girmeyeyim. Bir Yengeç burcu olarak derinlere dalmak benim için çok kolay ama şu an dalmasam daha iyi, seni de sıkmayayım

Peş peşe gelen bu iki mesajı okuyan Göksel kendi kendine güldü. “Demek Yengeç burcusun,” diye düşündü. “O hâlde doğum günün yaklaştı, belki de geçti bile.”

Parmaklarını klavyede gezdirip ona cevap yazdı.

Evet, öyle düşünüyorum ve söylediklerine tamamen katılıyorum. Derinlere girme meselesine gelecek olursam ben de derinlere dalmayı severim, bundan sıkılmam yani

Mesajı ona gönderip onun cevabını bekledi.

Bunu duyduğuma sevindim ama bu akşamlık derinlere dalmasak daha iyi. Bir soru sorayım: Sen hangi burçsun?

İçten içe derin meselelere girmemelerine sevinerek -çünkü bunun için çok erken olduğunu düşünüyordu- ona cevap verdi.

Doğum günüm 6 Aralık, Yay burcuyum ve tüm özelliklerini olmasa da birçoğunu taşırım

Ona bu mesajı gönderdikten sonra camdan dışarı baktı. Onları çevre yoluna götürecek tünelin içinde ilerliyorlardı.

“Emrahlar nerede?” diye sordu.

“Arkamızdaydılar,” diyen babası dikiz aynasından arkaya baktı. “Sanırım şu beyaz arabanın arkasındalar.”

Göksel arka camdan baktığında babasının dediği beyaz arabanın arkasındaki Emrahların arabasını gördü. Şoför koltuğunda oturan Hakkı’yı seçebiliyordu ama karanlık araçtaki anneyle oğul görünmüyordu.

“Evet, onlar,” diye onayladı. “İyi bari, çok arkada kalmamışlar.”

“Kalmazlar,” dedi babası. “Hakkı’da o göz yok.”

Göksel tekrar telefonuna baktığında Gökhan’ın cevap verdiğini gördü.

Yay burçlarıyla anlaşırım, senin de Yay olmana sevindim. Peki kaç yaşındasın?

“Demek sevindin,” diye düşündü. Gökhan’ın kullandığı bu kelime seçimi onu gülümsetti.

 Yirmi bir yaşımdayım ama bu aralıkta yirmi iki olacağım. Sen kaç yaşındasın ve doğum günün ne zaman?

Göksel dışarı bakıp babasıyla konuştuğu için ona bir dakika kadar geç cevap vermişti ama Gökhan mesajı saniyesinde görüp hızlıca cevap verdi.

9 Temmuz’da yirmi bir olacağım ben de

Ondan yedi ay büyük olduğunu fark edince şaşırdı. Onunla hemen hemen aynı yaşlarda olduğunu biliyordu fakat ondan büyük olacağını hiç düşünmemişti. Yedi ay çok kısa bir zaman dilimiydi, arada bir yıl bile yoktu fakat Göksel yine de şaşırdı.

Çok az kalmış

Mesajı kısa olsa da yazacak başka bir şey bulamadı.

Evet, önümüzdeki hafta

Gökhan da kısa bir cevap yazınca konuşmayı uzatma ihtiyacı hissetti.

Planlar var mı?

Mesajına kaşlarını çatarak baksa da gönderdi.

Ben bir plan yapmadım ama arkadaşlarım sürpriz bir kutlama hazırlayabilir, sağ olsunlar hiç unutmazlar

Genç adamın çevresinin geniş olduğunu düşününce buna hiç şaşırmadı. Gökhan’ın doğum günü yazın olduğu için okul arkadaşlarının büyük kısmı evine dönmüş oluyordu ama genç adamın İstanbul’da da bir sürü arkadaşı vardı ve onlar da bir şeyler hazırlıyordu.

Doğum günlerinde hatırlanmak insanı mutlu ediyor, kutlamalar da eğlenceli geçiyor. Arkadaşların sürpriz bir kutlama hazırlarsa harika vakit geçireceğinden eminim

Ona cevap verdikten sonra konuşma sayfasından ayrılıp müzik dinlediği uygulamayı açtı. Henüz yolları uzundu ve akşam yapılan araba yolculuklarında müzik dinlemeye bayılıyordu. Çantasından kulaklıklarını çıkarıp taktı ve en sevdiği müzisyenlerden biri olan The Weeknd’in şarkılarını karışık çalmada açtı. Bu adamın şarkılarını akşam yolculuklarında dinlemekten büyük zevk alıyordu.

Gökhan’la olan konuşma sayfasına geri dönüp genç adamın attığı mesajı okudu.

Kesinlikle katılıyorum. Haftaya göreceğim bakalım neler olacağını

Göksel konuyu değiştirdi.

Çalıştığın mağaza da Kadıköy’de mi?

Bu sefer Gökhan onun mesajını saniyesinde görmedi. Bir işi çıktığını düşünen Göksel ekranını kilitleyip, çalan şarkıyı dinleyerek camdan dışarısını seyretti. İstanbul’un akşamlarını gündüzlerinden daha çok seviyordu. Şehrin her noktasından yükselen rengarenk ışıklar beton mezarlığına renk katıyor ve şehri biraz daha canlı gösteriyordu.

Çalan şarkıya ve yola dalıp şarkı bitene kadar geçen birkaç dakikada etrafı izledi. Yeni bir şarkı çalmaya başlayınca, kendine gelip telefonunun ekranını açtı. Gökhan ona iki dakika önce cevap vermişti. Konuşmalarına girdi.

Evet, işim de evim de Kadıköy’de. Sen nerede yaşıyorsun?

Göksel konservatuvarın da önceden Kadıköy’de olduğunu biliyordu. Şimdilerde konservatuvar binasında restorasyon işlemi yapılıyor, bina başka bir amaçla kullanıma hazırlanıyordu; konservatuvar ise Maltepe’ye taşınmıştı. Gökhan okulu Kadıköy’de diye oraya yerleşmiş olmalıydı, çalıştığı yerleri de oradan ayarlaması gayet normal bir durumdu. İstanbul gibi büyükşehirlerde trafik çok büyük bir sorundu ve insanlar da trafiğe minimum oranda maruz kalmak için oturacakları yeri okullarına ya da iş yerlerine yakın semtlerde seçiyorlardı.

Ben de Fatih’te oturuyorum

Gökhan mesajını üç saniye içinde gördüğünde araya birkaç dakika girmiş olsa da tekrardan sanki karşılıklı konuşuyorlarmış gibi mesajlaşmaya devam edeceklerini anladı.

Tesadüfe bak, benim okulumun ana kampüsü de orada ve hâliyle arada yolum düşüyor. Fatih çok kalabalık bir yer, yerli yabancı sayısız turist var. Yine de tarihî havası ve eski binalarından hoşlanıyorum

Tesadüfe bak.” Onun kelime seçimi bu sefer Göksel’e kaşlarını kaldırttı. İstanbul Üniversitesinin merkez kampüsü on yıllardır Fatih’teydi, Göksel de Gökhan’ın bu üniversitenin konservatuvarında okuduğunu ondan mesaj geldiği günden beri biliyordu fakat konservatuvarın farklı bir ilçede hatta karşı kıtada olmasından dolayı onun bu üniversite bünyesinde bir öğrenci olduğu hakkında hiç düşünmemişti. Sanki Gökhan bir başka üniversitedeymiş gibi hissetmişti ama genç adam onun evine dakikalar uzaklıkta olan üniversitenin konservatuvarında öğrenciydi ve söylediği gibi Fatih’teki kampüse gerek okulla ilgili işler gerek bazı etkinlikler gerekse arkadaşlarıyla zaman geçirmek için geliyor olmalıydı.

Evet, üniversitenin güzel bir kampüsü var. Genel olarak Fatih’te aşırı tarihî yer bulunuyor, senin de dediğin gibi bu da inanılmaz turist çekiyor. Burası turistler için farklı ve ilginç yeni bir yer ama burada doğup büyüyen benim için artık sihirli olmaktan çok uzak. Kalabalık çok yorucu, bana kalacak olursa beş dakika durmam ama üniversiteyi bitirene kadar buradayım mecburen

Bu sefer kendisi hakkında o ayrıntı verdi ve bundan rahatsızlık duymadan mesajı ona gönderdi. Gökhan’ın sohbetinden hoşlanmıştı. Genç adam içten bir şekilde konuşuyordu ve bunu yaparken mesafesini koruması, laubali olmaktan çok uzak olması Göksel’in takdirini kazanmıştı. Gökhan insanlarla nasıl iletişim kurması gerektiğini kesinlikle biliyordu.

Fatih’i mi sevmiyorsun yoksa genel olarak İstanbul’u mu sevmiyorsun?

Ona hızlıca cevap verdi.

Genel olarak İstanbul’u sevmiyorum. Kocaman bir beton mezarlığına dönüşmüş, farklı milletlerden milyonlarca insanı içine hapsetmiş ve ruhsuz gri binaların arasında onları yavaşça öldüren hastalıklı bir şehir. Eskiden çok güzel bir şehirmiş ama o güzel ruhunu öldürüp mezarına da beton dökmüşler

Gökhan mesajını görse de bir süre hiçbir eylemde bulunmaması ona fazla süslü konuştuğunu düşündürttü. Belki de bu kadar betimleme yapmasına gerek yoktu.

O böyle düşünürken Gökhan nihayet cevap yazdı.

İstanbul hakkında yazılan tüm tanımlamaları elbette okumadım ama bu tanımlama okuduklarım arasında favorilerimden biri oldu. Çok güzel tanımladın, ben de üzülerek hak verdim. Nüfus şimdikinin yarısı olsa, beton yığınlarının yarısından çoğu yıkılıp dümdüz edilse ve yerlerine ağaçlar dikilse belki de dünyanın en güzel şehri olabilecek bir şehir ama göç almaya ve betona gömülmeye devam ediyor. Üzücü bir konu, bu yüzden daha fazla konuşmayalım. Neticede üzücü şeylerden konuşmak için mesajlaşmıyoruz

Göksel gülümseyerek bir anlığına camdan dışarı baktı. Mesajlaşmaya başladığından beri bunun kaçıncı gülümsemesi olduğunu bilmiyordu bile.

Bunu biz bile düşünebiliyorken bu alanda uzman ve yetkili insanların bu konuda hiçbir şey yapmaması ironik ama dediğin gibi bu konular hakkında konuşmak için mesajlaşmıyoruz. Ben de sana bir soru sorayım: Sen nerede doğup büyüdün?

Kendisinin tüm hayatı İstanbul’da geçtiği için bu konuda anlatacak çok bir şeyi yoktu fakat Gökhan’ın olmasını umdu. Böylece hem konuşacak konuları olurdu hem de Gökhan hakkında yeni şeyler öğrenebilirdi.

Genç adam ona cevap yazmaya başladı ve bu uzun bir süre devam etti. Göksel bu kadar uzun yazdığına göre anlatacak farklı şehir deneyimleri olduğunu düşünerek sevindi. Gökhan’ın mesajını saniyelerce beklemek zorunda kaldı fakat sonunda okunacak uzun bir mesaj aldı.

Şimdi anlatacaklarımdan sonra muhtemelen bu soruyu hiç sormamış olmayı dileyeceksin ama ben anlatmaya başlayayım. Bir asker çocuğuyum ve her asker çocuğu gibi benim de çocukluğum farklı şehirlerde geçti. Ailem aslen Sakaryalı ama ben Elazığ’da dünyaya geldim. Bebekliğim Elazığ’da geçti, okula Aydın’da başlayıp ilköğretimi Aydın’la beraber Bayburt, Bolu ve Kırşehir’de okudum. Liseye Kırşehir’de başlayıp ikinci senesinde Kütahya’ya taşınmamızla birlikte kalan üç sınıfı Kütahya’da okuyup oradan mezun oldum. 18 senelik hayatımda altı şehir gezdikten sonra kapağı İstanbul’a attım işte ve üç senedir de buradayım. Okuması bile yorucu olan, yaşamasıysa dehşet derecede yorucu olan bir hayat hikâyesi

Göksel bu mesajı okuduktan sonra başının döndüğünü hissetti. Genç kadın ona nerede doğup büyüdüğünü sorarken aklında asla böyle bir mesaj alacağı düşüncesi yoktu. Askerlerin şehir şehir gezdiğini bilse de bu kadar kısa sürede bu kadar şehir gezeceklerini düşünmezdi. Gökhan’ın da dediği gibi bu son derece yorucu olmalıydı, özellikle küçük çocuklar için. Sürekli şehir değiştirmek çevre, okul, öğretmen ve arkadaş değiştirmek demekti ve küçük bir çocuk için bu ekstra zor olmalıydı.

Gerçekten de okurken yoruldum. Sürekli şehir değiştirmek senin için zor olmadı mı? Bir yere alışmışken tak diye kendini hiç bilmediğin bir şehirdeki bir okulda, çevrende hiç tanımadığın öğretmenler ve öğrencilerin olduğu başka bir yerde bulmak çok da hoş olmasa gerek

Gökhan ona önceki mesaja göre hızlı bir cevap verdi.

Değildi zaten ama bir noktada alıştım ve güzel olan taraflarına odaklanıp keyfini çıkardım. Konargöçer bir yaşam sürmek sosyal, girişken ve çevresi geniş biri olmamda çok etkili oldu. Uygurlar yerleşik hayata geçen ilk Türkler ama biz onlardan değildik. Bu, yapmayı sevdiğim bir espridir

Onun bu esprisi Göksel’i güldürdü.

Çok iyi espri, sevdim

Bu göçebe hayatın olumlu taraflarına odaklanman mantıklı bir karar olmuş ve üstünde güzel etkiler bırakmış, kişiliğini inşa etmiş. Bundan sonra sanırım bir süre bir yerde sabit kalmak istersin

Engin’le Güzin kızlarının güldüğünü fark ettiler ama hem arkadaşıyla mesajlaşmaya devam ettiği hem de kulağında kulaklıkları olduğu için kim olduğuna dair bir soru sormadılar. Karı koca birbirine meraklı meraklı bakmakla yetindi.

Bir sene daha garanti İstanbul’dayım ama sonrası için neler olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Yüksek ihtimalle bir süre daha İstanbul’da dururum. Buranın kalabalığı beni de çok yoruyor ama özellikle müzik alanında burada işler yapmak diğer şehirlere kıyasla daha kolay

Çoğu sektörde durum aynı olduğu için Göksel onun ne demek istediğini çok iyi anladı.

İnsan çok olunca fırsatlar da çok oluyor. Umarım sen de gönlünden geçen neyse onu başarırsın ve gelecek planlarını da dilediğin gibi inşa edebilirsin

Onun bu kibar mesajı ve güzel dilekleri Gökhan’ı mutlu etti. Göksel’in ince tavırları hoşuna gidiyordu.

Çok teşekkür ederim. Hem ben hem de ülkenin mevcut şartlarına rağmen hayalleri için didinip çabalayan tüm gençler gönlünden ne geçiyorsa onu elde edebilir umarım. Hepimiz bunu hak ediyoruz

Senin ne gibi gelecek planların var? Bahsetmek ister misin?

Göksel ona yine gülümseyerek cevap yazdı.

Ne kadar güzel ve ince bir dilek bu. Hayallerimize ulaşmak için diğer ülkelerdeki yaşıtlarımızdan kaç kat daha fazla çabalayıp, resmen mücadele ettiğimizi düşünürsek kesinlikle hepimiz hayallerimize ulaşmayı hak ediyoruz, hem de dibine kadar

Kendi gelecek planlarımdan bahsedebilirim elbette. En büyük hayalim büyük şirketlerle büyük projelerde çalışmak. Mesela ünlü dergilerin fotoğraf ve video çekimleri, köklü şirketlerin reklam çekimleri yer almak istediğim projelerden. Bir stüdyo kurup normal insanlar için çekimler yapmaktansa sektörün hareketli ve asıl can damarında işin uzmanlarıyla beraber çalışmak istiyorum. Bu dediklerim tabii ki ben mezun olur olmaz gerçekleşmeyecek hatta muhtemelen gerçekleşmesi yıllar alacak ama buna göre bir kariyer şekillendirmesi yapmayı düşünüyorum. Biraz ayrıntılı konuştum ama umarım açıklayıcı olmuştur

Gelecek planlarından uzun uzun bahsettiği bu mesajı ona gönderdi. Gökhan’ın samimiyeti ve kendisinden uzun uzun bahsetmesi Göksel’in de kendisinden uzunca bahsetmesini sağlamıştı. Genç kadın ikili ilişkilerinde karşıdaki kişinin tavırlarına göre tavır almayı, kendisine nasıl yaklaşılıyorsa karşı tarafa da öyle yaklaşmayı öğrenmişti ve Gökhan için de şu an aynısını yapıyordu.

Büyük hayallerin varmış ama hepsini tek tek gerçekleştireceğinden eminim. Hesabındaki fotoğraflar genç yaşına rağmen ne kadar profesyonel olduğunun kanıtı ve zamanla daha da gelişeceğini düşünürsek kendini görmek istediğin o büyük projelerin içinde bulunacağından hiç şüphem yok

Onun bu mesajı Göksel’i gülümsetti.

Çok teşekkür ederim, ben de böyle umuyorum

Göksel Fatih’e yaklaştıklarını fark ettiğinde telefonun ekranını kapatıp bir kulaklığını da kulağından çıkardı. Gökhan’la mesajlaşırken dakikaların geçip gittiğini fark etmemişti.

“Göksel aramıza döndü,” dedi dikiz aynasından ona bakan babası. “Kiminle konuşuyordun?”

“Arkadaşımla,” diye cevap verdi Göksel. “Yeni tanıştığım biri. Biz yemekteyken mesaj atmış da ancak yemekten sonra dönebildim.”

“Kimmiş bu yeni arkadaş?”

“Gökhan. Hesabımda fotoğrafını paylaştığım müzisyen genç. O fotoğraftan sonra tanıştık.”

“Ne?” diyen Güzin omzunun üstünden arka koltukta oturan kızına baktı. “O çocukla mı tanıştınız? Ne zaman?”

“Fotoğrafı paylaştığım günün akşamı fotoğrafı görüp mesaj atmıştı, kendi hesabında paylaşmak için izin istedi ve ben de paylaşabileceğini söyledim. Geçen hafta da kızlarla yine o kafeye gittik ve çıkışta tanışıp biraz sohbet ettik, takipleştik falan.”

Engin ve Güzin birbirine şaşkınlıkla baktılar.

“Daha önce hiç bahsetmedin,” dedi annesi yeniden kızına bakarak.

“Bahsi açılmadığı içindir.”

“İyi bakalım. Ne yapıyormuş bu Gökhan? Tanıştığınıza göre biliyorsundur herhâlde.”

“İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında öğrenci, önümüzdeki sene son senesiymiş onun da.”

“Bak sen, konservatuvar öğrencisiymiş demek. Çok da seçkin bir okulda eğitim görüyor, müzikle arası çok iyi olmalı.”

“Öyle zaten. Çok iyi gitar çalıp çok da güzel şarkı söylüyor, genç yaşına rağmen bu işte usta denecek kadar iyi.”

“Ne güzel. Sanatla ilgilenen gençleri takdir ediyor ve destekliyorum.”

Engin çok ilgili görünmemeye çalışarak sordu: “Nereliymiş, nereden gelmiş, ailesi ne iş yapıyormuş?”

Güzin ona uyarıcı bir bakış atsa da Engin omzunu silkti.

“Babamın klasik soruları,” dedi Göksel baygın bir bakışla. “Ailesi aslen Sakaryalıymış ama kendisi Elazığ’da doğmuş, babası asker olduğu için de şehir şehir gezerek büyümüş.”

“Asker mi?” dedi Engin şaşırarak. “Rütbesi neymiş?”

“Baba! Elbette sormadım rütbesini falan.”

“Kendisi söylemiştir belki diye dedim.”

“Söylemedi.”

“Öğrenirsin zamanla,” demekle yetindi Engin. Gökhan’ın babasının asker olduğunu duyunca rahatladı. Asker çocuklarının genelde daha iyi yetiştirilmiş, terbiyeli ve eğitimli olduğuna çok kez şahit olmuştu. “Daha yeni tanışmışsınız. Birbirinizi gerçek anlamda tanımak için zamanınız var.”

“Evet, öyle.”

Arabanın içine bir sessizlik yayıldı ve bu sessizlik eve varana kadar devam etti. Oturdukları sokağa vardıklarında Engin arabayı park etmeden önce Göksel’le Güzin araçtan indi. O esnada Emrahların siyah arabası da sokağın başında belirdi.

“Hah, Aslılar da geldi,” dedi Güzin. “Biraz arkada kalmışlardı ama yetiştiler.”

Göksel yol boyunca telefonuyla ilgilendiği için Emrahların nerede olduğunu görmemişti, bu yüzden bir yorum yapmadı.

Hakkı arabayı anneyle kızın önünde durdurunca Aslı’yla oğlu araçtan inip diğerlerinin yanına gitti.

“Çok keyifli bir akşamdı,” dedi Aslı. “En kısa zamanda tekrar yapalım ama bu sefer bizde toplanalım.”

“Bizim için de öyleydi,” dedi Güzin. “Hepimizin müsait olduğu bir gün büyük bir zevkle geliriz. Öyle değil mi Göksel?”

“Kesinlikle,” dedi Göksel başını sallayarak. “Belki Emrah’ın daha çok fotoğrafını çekerim.”

Emrah ona baktı. “Ben de seni çekeceksem neden olmasın?”

“Fotoğraf çekmeyi seviyorum, çekilmeyi değil.”

“Birkaç fotoğraf için hatırımı kırmayacağına inanıyorum. Ben de gülerken fotoğrafımın çekilmesini sevmezdim ama sen çektin ve ortaya çok güzel bir fotoğraf çıktı. Senin gibi fotoğraf konusunda uzman, açı ve pozlara hâkim birinin de kadrajda nasıl görüneceğini merak ediyorum.”

“O gün gelince bakarız, şimdiden söz vermeyeyim.”

Göksel fotoğraf çekmeye âşıktı, fotoğrafının çekilmesindense nefret ediyordu. Fotojenik biri olmadığını düşünüyordu ve her ne kadar poz verme konusunda çok bilgili olsa da kamera karşısında heyecanlandığı ve utandığı için asla poz veremiyordu. Kameranın önü onun için gerginlik, arkası da huzur kaynağıydı.

İki aile vedalaştıktan sonra evlerine dağıldı. Göksel elini yüzünü yıkayıp odasına kapandı. Onun için uzun ve yorucu bir akşam olmuştu, genç kadın artık ayaklarını uzatıp dinlenmek istiyordu. Üstündeki pembe elbiseyi çıkarıp yerine sarı pijama takımını giydi, saçlarını tepeden çok sıkı olmayacak şekilde at kuyruğu yaptı ve önceliğini bu akşam çektiği fotoğraflara verdi. İstanbul manzarası, mekânın içi ve Emrah’ın iki fotoğrafı olmak üzere çektiği dört fotoğrafı fotoğraf makinesinden telefonuna aktardı. Bir süre fotoğrafları inceledi. Boğaziçi Köprüsü’nü fotoğrafın merkezine alarak çektiği manzara fotoğrafını oldukça sevmişti, gönderi atabileceği kadar şaşaalı bir fotoğraf değildi ama hikayesine atabilirdi. Bunun hakkında düşünmeyi sonraya bırakarak Emrah’ın fotoğraflarını bir internet sitesine yükleyip genç adamın fotoğrafları kalitesi bozulmadan indirebilmesi için bir link oluşturdu.

Ünlü bir mesajlaşma uygulamasına girip kişileri arasından Emrah’ı buldu. Oluşturduğu linki ona gönderdi.

Bu linke tıklayarak fotoğraflarına ulaşabilir ve kaliteleri bozulmadan telefonuna indirebilirsin

Mesajı da ona gönderip uygulamadan çıktı. Göksel çektiği fotoğrafların üstünde düzenlemeler yapmayı da çok seviyordu ama Emrah’la samimi olmadıkları için düzenlenme işini kendi zevkine göre yapması için genç adama bıraktı.

Sosyal medya uygulamasına girdi. Gökhan dakikalar önce ona cevap yazsa da onun mesajına ancak şimdi bakabildi.

Böyle olacağını biliyorum ve rica ederim

Gökhan’ın ona olan inancı ve kibar sözleri hoştu. Genç adam onunla yeni tanışmalarına rağmen bu kısacık sürede fotoğrafçılığı hakkında Göksel’in çoğu arkadaşından daha destekleyici şeyler söylemişti ve onu motive etmişti. Bunu yaparken de o kadar içtendi ki Göksel onun gerçekten dürüst olduğunu anlayabiliyordu.

Aradan geçen uzun dakikalar için bir açıklama yapma ihtiyacı hissederek ona mesaj yazmaya başladı, aynı zamanda konuşmayı da devam ettirecekti.

Yoğun bir akşam trafiğini atlatıp eve yeni girebildim, eve girip üst baş değiştir falan derken anca şimdi yazabiliyorum, kusura bakma

Yarın yine kafede çıkacak mısın?

Yazdığı mesajları bir kez okuduktan sonra art arda ona gönderdi. Göksel mesajlaşırken çok geç cevaplar verilmesinden hoşlanmaz, kendisi de mesajı görür görmez cevap verir ve araya zaman girmişse açıklamasını yapardı. Gökhan’la da yeni tanıştığı için ona özellikle açıklama yapmak istedi. Onunla sanki yüz yüze konuşuyormuş gibi mesajlaşırken bir anda ortadan kaybolmuştu ve Gökhan’ın bunu sanki sürekli yapıyormuş gibi düşünmesini istemiyordu.

Emrah’tan cevap gelince ekranın üstünde beliren bildirime dokunup onunla olan konuşma sayfasına girdi.

Teşekkür ederim

Fotoğraflar gerçekten çok güzel, emeğine sağlık

Parmaklarını klavyede hızlıca gezdirip ona cevap yazdı.

Asıl ben teşekkür ederim, beğenmene sevindim

Odası Göksel’in odasının hemen üstünde olan Emrah bu mesajı okuyunca kıs kıs güldü. Göksel ona hemen cevap verdiğine göre telefonu elindeydi ve bu da Gökhan Uygur isimli gençle konuştuğunun kanıtıydı.

“Yere bakan yürek bakan seni,” dedi kendi kendine. “Hayırlı işler.”

Sırıtarak ona cevap verdi.

Paylaşacağım zaman seni etiketleyeyim mi?

Göksel tavana kısa bir bakış atıp mesaj yazdı.

Nasıl istersen öyle yap, bana fark etmez

Bu akşam ikilinin arkadaşlıkları için bir kilometre taşıydı. Masada Göksel’in Emrah’a arka çıkması, onun fotoğraflarını çekmesi, ikilinin deniz kenarında ettikleri sohbet ve Emrah’ın onun fotoğrafçılığı hakkında övgüler yağdırıp genç kadın hakkında son derece doğru olan varsayımlarda bulunarak onu desteklemesi beş senelik arkadaşları süresince ilk kez yaşanan olaylardı ve ikili arasındaki mesafeyi azaltmayı başarmıştı. Göksel ve Emrah bu zamana kadar çok iyi anlaşamadıklarını düşünüyordu, bu doğruydu da ama bu akşam fark etmişlerdi ki ikisi de büyüdükçe ve hayata daha olgun bakmaya başladıkça aslında birbirlerini anlayabiliyorlardı. Ayrıca ikisi de karşı tarafın kendisinden pek de hoşlanmadığını düşünüyordu fakat bu akşam ikisi de yanıldığını görmüştü.

O zaman etiketlerim

Eser sahibi her zaman belirtilmeli

Göksel Emrah’ın bu mesajlarını okuyunca tebessüm etti.

Dürüst olmam gerekirse bu konuda ben de böyle düşünüyorum ve etiketlemenden memnun olurum

Onun mesajlarını anında gören Emrah bunu da anında gördü. Göksel’in odasının hemen üstündeki kendi odasında olan genç adam üstü çıplak bir şekilde yatağında uzanıyordu ve telefonunda Göksel’le olan konuşma sayfası açıktı.

Elbette etiketlerim Gök

İyi geceler

Göksel’den de iyi geceler diye cevap gelince uygulamadan çıkıp telefonunu komodine koydu ve onu Gökhan’la konuşmaya devam etmesi için rahat bıraktı. Eğer bir şeyler varsa ya da olursa bunu öğreneceğini biliyordu.

Bir süre Göksel’den cevap bekleyen ama alamayan Gökhan ayağa kalkıp Fender’ını amfiden ayırdı ve duvardaki askısına astı. Hazır eli değmişken dağılan etrafı da şöyle bir topladı. Bu akşam işten çıktıktan sonra Göksel’e mesaj atmıştı, evine gidene kadar geçen sürede ondan herhangi bir cevap alamamıştı; eve gelip yarım saat kadar uzanmış, bu esnada da yine telefonda vakit geçirmişti fakat Göksel’den cevap gelmemişti. Bir an mesajı silmeyi düşünse de sonra bunun iyi bir fikir olmadığına kanaat getirmiş, onun işi olabileceğini ve mesajı görünce cevap yazacağını düşünüp müzikle ilgilenmeye başlamıştı. Klasik gitarının bakımlarını yapıp yarın için hazırladıktan sonra elektro gitarına sarılmış ve bir buçuk saat kadar son zamanlarda üzerinde çalıştığı besteleri çalmıştı. Gitar çalarken sık sık telefonunu kontrol etse de Göksel’den cevap gelmemişti. Genç kadın nihayet ona cevap yazabildiğinde Gökhan’ın mesajının üstünden üç saat geçmişti ve birkaç dakika içinde onun cevap verdiğini gören Gökhan gitarını resmen yere atıp telefonuna sarılmıştı. Uzun dakikalar boyunca onunla mesajlaşan genç adam bu sohbetten son derece keyif almıştı, Göksel’in sohbetinden fazlasıyla hoşlanmıştı. Onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamayan Gökhan, Göksel bir anda cevap vermeyi bıraktığında saatin gece yarısına yaklaştığını fark ederek şoke oldu. Onun cevap vermediği aralıkta salonu toparlayan genç adam telefonunu yeniden eline aldığında mesaj bildirimini gördü ve sevinerek konuşma sayfasına girdi.

Yoğun bir akşam trafiğini atlatıp eve yeni girebildim, eve girip üst baş değiştir falan derken anca şimdi yazabiliyorum, kusura bakma

Yarın yine kafede çıkacak mısın?

Genç kadının ilk mesajda yaptığı açıklama onu gülümsetti. Açıklama yapma zorunluluğu asla yoktu ama karşı tarafı düşünüp açıklama yapmasından kesinlikle memnun oldu. Gökhan da önemsediği insanlara bazı nedenlerle geç dönünce sebebini mutlaka belirtiyordu ve bu onun için karşı tarafa değer verdiğini göstermenin bir yoluydu. Göksel’in kendisine henüz değer vermediğini biliyordu, bunun için çok erkendi ama onun da böyle bir huyu olmasına sevindi.

Uzun parmaklarını klavyede gezdirip ona cevap yazdı.

Yerli bir fotoğrafçının profilinde gezinen Göksel, Gökhan’dan mesaj gelince yarım dakika kadar bekleyip onun mesajını açtı.

Hiç önemli değil. İstanbul trafiğinden kurtulup sağ salim evine vardıysan sıkıntı yok

Evet, yarın akşam yine sahnedeyim. Bu yaz istisnasız her cumartesi oradayım

Ona cevap verdi.

Vardım vardım, bir trafik krizini daha atlattım

Bu yaz senin için dolu dolu geçecek gibi duruyor

Gökhan onun bu iki mesajını saniyesinde gördü. Genç adam şu an kendisinden kilometrelerce uzakta, karşı yakadaydı ama ikisi de aynı mesaj sayfasındayken aradaki bunca mesafeye rağmen onu hemen karşısında hissediyordu.

Sevindim. Bana gelecek olursam evet, bu yaz benim için yoğun ve dolu dolu geçecek. Yaz ayları benim için üniversiteye başladığımdan beri yoğun geçiyor aslında. Çalışma hayatının yanında iki senedir kafede sahne alıyorum, bu yaz bir de gitar dersi verdiğim öğrencim var ve üçü birden beni fazlasıyla meşgul ediyor. Senin bu yaz için planların var mı?

Gökhan’ın kendisi hakkında verdiği bu bilgileri ilgiyle okuyan Göksel, onun bir öğrencisi olmasına şaşırdı.

Özel ders veriyorsun demek. İlk öğrencin mi?

Benim yaz için öyle özel bir planım yok. Ebeveynlerim izne çıktığında hep beraber tatile gidip 1-2 hafta ailecek kafa dinliyoruz, onun dışında da genelde İstanbul’da oluyorum ve arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Yüksek ihtimalle bu yaz da benzer şekilde geçer

Göksel odasının kapısı tıklatılınca hızlıca telefonunun ekranını kapatıp, “Gel,” diye seslendi. Kapı açılınca babasının uzun bedeni göründü. Babası akşam yemeği için giydiği kıyafetleri çıkarmış, onun yerine pijama takımını giymişti.

“Annenle ben yatmak için odamıza çekileceğiz de öncesinde sana bakmak istedim,” dedi odaya girip. “Ne yapıyorsun?”

“Hiç,” dedi Göksel hemen. “Sosyal medyada takılıyordum öyle.”

“Emrah’a fotoğraflarını gönderdin mi?”

“Evet, az önce gönderdim.”

“İkinizin hiç anlaşamadığını düşünüyordum ama bu akşam olanlar yanıldığımı gösterdi.”

Babası yatağın ayak ucuna oturup kızına baktı. Göksel’in babası Engin ellilerinin ortasında, kumral saçları yer yer kırlaşmış, mavi gözlü karizmatik bir adamdı. Ağırbaşlı, görgülü ve nazik tavırlarıyla çevresinin saygısını kazanmıştı. Kızı Göksel de onun bu özelliklerini takdir eder, ona büyük saygı duyardı.

“Emrah ve ben çok farklı karakterlere sahibiz,” dedi Göksel. “Bunu en iyi ikimiz biliyoruz ama hiç anlaşamıyor da değiliz. Hayata baktığımız pencereler ve hayattan istediklerimiz farklı diyelim fakat bu birbirimizi anlamamıza engel değil elbette.”

“Evet, Emrah’ın karakteri senden çok zıt ama ikinizin yeri gelince anlaşabildiğini görmek beni sevindirdi,” dedi babası samimi bir şekilde. “Masada okul konusunda ona arka çıkman da çok güzel bir davranıştı. Senden daha azını beklemezdim.”

“Teşekkür ederim,” dedi Göksel gülümseyerek. “Emrah’ın okul konusunda elinden geleni yaptığını biliyorum, takdir edilmeye ihtiyacı var.”

“Her çocuğun takdir edilmeye ihtiyacı vardır,” dedi babası net bir sesle. “Özellikle de ebeveynleri tarafından.”

“Haklısın.”

Engin şefkatle kızının sarı saçlarını okşadı. “Sen yaz boyunca evdesin, istediğin saatte uyuyup uyanabilirsin ama yarın işe gitmesi gereken annenle ben uyumak zorundayız,” deyip yataktan kalktı. “Sana iyi geceler güzelim.”

“Size de iyi geceler.”

Babası odadan çıktığında Göksel bir süre onun arkasından baktı. Geniş bir gülümseme yüzünü süslerken ailesi konusunda ne kadar şanslı olduğunu bir kez daha fark edip bunun için şükretti. Evin dışında kötü şeyler yaşasa da ne zaman evinin kapısından içeri girse yuvasında olduğunu bilmişti, annesiyle babasının şefkatine sığınıp onların yanında huzur bulmuştu.

Telefonunun ekranını açtığında Gökhan’ın kendisine cevap verdiğini gördü.

Evet, ilk öğrencim. 13 yaşında bir oğlan çocuğu. Sekiz aydır ders veriyorum, daha yeni sayılır

Anladım. İstanbul devasa bir şehir olduğu için burada da yapılacak bir sürü şey var aslında

Onun mesajlarını okuduktan sonra bir süre cevap olarak ne yazabileceğini düşündü. Babasının yanına gelmesi dikkatini dağıtmıştı. Önceki mesajlara şöyle bir göz gezdirdikten sonra ona cevap verdi.

Epey de küçükmüş. Nasıl ilerliyor dersleriniz?

Evet, İstanbul bu konuda çok seçenek sunuyor. Özellikle yaz aylarında festivaller, konserler düzenleniyor ve ben de müsait oldukça katılıyorum. Eğlenceli oluyor

Mesajları saniyesinde görüldü ve Gökhan cevap yazmaya başladı.

Güzel ilerliyor. Öğrencim Aras çok yetenekli, bir o kadar da hırslı bir çocuk ve sekiz ayda çok yol kat etti. Aynı disiplinle çalışmaya devam ederse geleceği çok parlak bir gitarist olabilir

Konserlere sık gider misin?

“Gökhan böyle dediğine göre Aras gerçekten de gelecek vaat eden bir çocuk olmalı,” diye düşündü. Genç adamın ne kadar usta bir gitarist olduğunu biliyordu ve onun gibi usta birinden bu yorumları duymak herkesin başına gelmezdi.

Ne güzel. Senin gibi bir hocası varken motivesini kaybetmeyeceğine ve senden çok şey öğreneceğine eminim

Yani, konserden konsere akmam ama sevdiğim müzisyenler geldikçe ve fırsat buldukça gidiyorum. Senin konserlerle aran nasıl?

Gökhan’ın yüz ifadesini göremese de yazdığı ilk mesajı okuduğunda gülümsediğini hissetti.

Teşekkür ederim, çok incesin. Konserlere gitmeyi çok severim ama ben de ancak fırsat bulunca gidebiliyorum

Ona kısa bir cevap yazdı.

Anladım

Telefon ekranına boş boş baktı. Bir şeyler yazmak istese de yazacak bir şey aklına gelmiyordu. Bu akşam onun için oldukça uzun ve yorucu geçmişti, vücudu ona artık dinlenmesi gerektiğine dair işaretler gönderiyordu.

Onun tek kelimelik bu mesajı Gökhan’ı duraklatırken genç adam nasıl bir cevap verebileceğini düşünüyordu. Bunun gibi tek kelimelik mesajlardan hiç hoşlanmazdı, başka biri olsaydı görüldü atar geçerdi ama Göksel’le ilk sohbetlerinde böyle bir şeyi elbette yapmayacaktı.

Bir süre düşündükten sonra parmaklarını klavyede gezdirip bir mesaj yazdı.

Belki bir gün birlikte gideriz

“Höst! Hızın 200, yavaş lan!” dedi kendi kendine. “Sil bunu sil. Daha ilk günden ne konseri ne birlikte gitmesi, daha neler.”

Yazdığı mesajı göndermeden silip boş gözlerle ekrana bakmaya başlamıştı ki Göksel’in yazdığını gördü. Cevap bulma yükünden kurtulduğunu düşünüp sevinmek üzereydi fakat Göksel’in mesajını okuduğunda suratı düştü.

Ben artık müsaadeni isteyeyim. Benim için uzun ve yorucu bir gündü, artık yatıp dinlensem iyi olacak

Derin bir nefes alırken ona cevap yazdı.

Elbette, müsaade senindir. İyi geceler, görüşürüz

Mesajı gönderdiğinde Göksel mesajını anında gördü ve ona hızlı bir cevap yazdı.

Sana da iyi geceler. Görüşmek üzere

Ona bu mesajı gönderen Göksel önce konuşma sayfasından, sonra da uygulamadan çıktı. Telefonunu komodine bırakıp yatağına uzandı ve başını yastığına koydu. Elini çarpan kalbinin üzerine yerleştirirken bakışlarını da tavana sabitledi. Kaşlarını çatarak konuşmalarını, birbirlerine söylediklerini düşündü; telefonuna kısa bir bakış attı, kaşlarını biraz havaya kaldırıp sevimli bir ifade takındı. Aynı saniyelerde şehrin diğer yakasında oturan Gökhan da aynı pozisyondaydı; koltukta uzanıyordu, sol kolunu da başının altına koymuş tavanı izliyordu. Sağ eliyle karnındaki telefonuna dokunduğunda hoş bir gülümseme yüzünde çiçek gibi açtı.