Pamuk İpliğinde Dizeler

Pamuk ipliği

1.

PAMUK İPLİĞİNDE DİZELER

Dün gece ilk şiirimi senin sayende yazdım ey hayat, buğulu ve soğuk camlara! Soğuktan kızarmış, uyuşmuş ve şişmiş parmaklarımı açabilmek için hayli mücadele ettim. Medet umdum sonra açlıktan kokmuş nefesimden. Bilsen, on yedi yıllık yaşamımda ne dizeler biriktirdim. Kimliksizdiler ve kimsesiz...Tıpkı benim gibi...

Biliyor musun hayat? Sadece dört yıl gidebildiğim ilkokulda bir öğretmenim vardı. Reyhan'dı ismi. Her bir cümlesi şiir kokardı. Faruk Nafiz Çamlıbel, Cahit Sıtkı Tarancı, Sezai Karakoç, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek isimleri daha o yaşta yüreğimde yer bulmuştu. Sonratayini çıktı Reyhan Öğretmen'in başka bir şehre. Kader ağlarını örmüş, sıcak aile yuvamız dağılmış; kaldırımlar, metruk binalar, parklar evim olmuştu artık.

İçimdeki boşluk dinmek bilmiyordu. Okumak istiyordum, öğretmen olacaktım ben de. Derken bir gün bir istasyon köşesinde vakit geçirmek için alınmış, birkaç sayfa okunduktan sonra fırlatılmış bir dergiyi aldım. Eski bir dosta rastlamışçasına okudum, okudum, okudum. İlerleyen günlerde bu kez kağıt topladığım çöp konteynırlarından çıkan şiir kitapları rehberim oldu benim. Karnımı doyurmuyorlardı lakin ruhumu da aç bırakmıyorlardı.

Kışın ortasında köye inmiş aç kurtların ulumasını andırıyordu rüzgar. Herkesin yanından öylece geçip gittiği kibritçi kızdan farksızdım. Tek fark, o masaldı, bense gerçek. Uzatsalar ellerini dokunacak kadar yakındım. Lakin beni görmemeyi, o tekdüze hayatlarını anlamsızca ve bencilce sürdürmeyi seçtiler. İsmim Ali'ymiş, Veli'ymiş; ne önemi vardı ki onlar için.

İşte böyle hayat. Son kibritimi de yaktım az önce ısınabilmek için. Havanın değil insanın ayazı öldürürmüş meğer ağır ağır. Buz tutmuş bedenimi yoldan gelip geçenler, önce bir süre inceleyecekler. Sonra vah vah deyip geçecekler. Buzlu camlara tutunmuş dizelerim, beni yaşama bağlamaya yetmeyecekler.