Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler

Bir çay molasında kaybolan gençliğiyle bugünü arasında gidip gelen bir kadının bilinç yolculuğu...

Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler

“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler..."

Sezen Aksu’nun plaktan çıkan cızırtılı sesi kulaklarıma asil bir şölen bırakıyordu. Arkama yaslandım, ayaklarımı önümdeki sehpaya uzatıp bedenimi rahata erdirecekken parmaklarım fütursuz bir başkaldırışla hemen yanında duran küçük saksıya çarptı. Harika, çok iyi mükemmel! Küçücük balkonum sizlere ömür, üzerine bir kürek toprak da siz atmak ister misiniz?

Ama hayır! Moral bozmak yok, sakin olalım kaçmıyor ya birazdan temizlerim ortalığı. Önce çayımı içmeli, kokusunu içime çekip sonbaharı izlemeliyim. Toprağı temizlemek kolay, zor olan bir daha bu fırsatı bulmak! Göz ucuyla yere, on yıl önce büyük bir kavgayla yolları ayırdığım lise arkadaşımı görmüş gibi bakıp havalı bir çene kaldırışıyla balkonun açık penceresine döndüm. Oh arabalar vızır vızır, maşallah herkesin de dışarıda işi var. Kız yavaş yürü yavaş, acelen mi var? Sanki arkandan atlı kovalıyor. Ey gidi gençlik! Yaşarken öyle yavaş ve bitmeyecek gibiydi ki buna inat hızlanırdık. Aynı şu kulağında kulaklıkla insanlara çarpmadan yürümeye çalışan kısa saçlı, uzun boylu kızcağız gibi… Keşke camdan dışarı sarkıp kızım kulaklığı çıkar arabaları duymayacaksın diye bağırsam. Bağırsam ne olacak? Başını kaldırıp ‘sana ne be’ dese uyarımla kalır, üstüne cevap da veremem.  Yok, bu yaştan sonra saygısız veletlerle uğraşamam.

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…

Ah, ah! Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler… Ellerimden kayıp giden gençliğimi, gereksiz yere kırılmasına izin verdiğim kalbimi, annemin sıcak çörek pişirdiği sabahları, ablamla kıyafet için birbirimizi yediğimiz o hafta sonlarını, lisedeki gerçek olduğunu düşündüğüm ve evlilik hayalleri kurduğum o çocuksu ilk aşkımı… Tüm bunları geri verseler, beş saniyeliğine olsun soluklansam. Şu balkona oturmayı bile nimet saymayacak kadar rahat olduğum günlere dönsem başka ne isterim ki?

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…

Kapı çalsa, bir kutu bulsam büyükçe. İçini açtığım gibi geçmişin girdabına kapılsam. Yemek pişirme derdi yok, birazdan çocuklar eve gelecek erişteli çorba yaptım kesin “Yemem,” deyip mızıldanacak kocaman açtıkları gözleriyle çikolatalı ekmek isteyecekler. Ana yüreği bu, dayanır mı? Zararlıysa zararlı sür yesin, oh eli yüzü çikolata oldu bir de duş alsın. Üniversitedeki ben olsa öyle mi yapardı? Eğitim almıştı o, çocuk nasıl doğru yetiştirilir biliyordu. Disiplin oluşturmak ve bunu çocuğa uyarlamak en kolayıydı, yersen!

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…

Güzel olurdu. Yaşamın teorisini öğrenip sıra pratiğe gelince kalakalırdım. Okul biterdi, sınavlar başlardı. Koşturmazdım, yerimde can çekişirdim. Saatlerce bir sandalyenin başına oturur önümdeki kitaplarla soluksuz bir aşk yaşardım. Sorular kaçardı, ben yakalardım. Çok gezen Coğrafya, Muhteşem Yüzyıla zerre benzemeyen ama Kanuni gibi etrafta dolanan heybetli Tarih, o endamlı Matematik, şiirle romanla kalp çalmaya çalışan Edebiyat, konuştuğumuz gibi olmayan o afili Türkçe! Hiçbiriyle sürekli bir ilişkimiz olmazdı, bir onunla bir bununla gezer dururdum. Bel fıtığı, boyun fıtığı, beyin fıtığı… Sınavdan bir gün önce basardım eriği fosfor versin diye, kuruyemişi damardan alır okunmuş pirinci dilaltı niyetine saklardım. Bismillah de başla ilk sorudan tövbe bismillah de bitir sınavı, sonra otur sonucu bekle.

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…

Aynen Sezen, versinler. Versinler ama çocuklar uyuduktan sonra versinler. Ödevleri bitsin, masalları okunsun, kıyafetlerini de ütüleyeyim sabaha kalınca ağlayarak yapıyorum. Beslenmeleri için börek yapmak lazım, gezi için belge doldurulacak, birazdan koridorda belirir büyük olan. Utana sıkıla yanıma yanaşır, “Karton var mı?” diye sorar. Saate bakarsın gece yarısı, çocuğun gözünde çapak var, belli uykuya dalacakken gelmiş aklına. Ee hani kaybolan yıllarımı vereceklerdi? Azıcık daha beklesinler, acelesi yok ya önce ödev yapmamız lazım.

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!

Versinler, ne değişir? Tek bir söz söylemeye hakkım yok. En nihayetinde kaybolan yıllar geçmişte kalmadı mı? Geçmişin telafisi ne zaman olmuş ki şimdi olsun. Ancak oturur yaptıklarıma üzülür, yapamadıklarıma pişman olurum. Gülerim, kahkahalarla gülerim. O körpe kız çocuğuna, hiçbir şey bilmeyen genç kıza, bildiğini sanan genç kadına bakar katıla katıla gülerim. Sabırsızlanırım, hemen geri dönmek isterim. Beni bekleyenler var, kaybolan yıllarla ne yapayım? Eşim Bey gelecek, üstümü değiştirmeliyim. Bu akşam için güzel bir film buldum, ikimizde sızmazsak onu seyrederiz. Makinede çamaşırlar var asılacak. Yemeğin sosu yapılıp eklenecek, annemin hastane randevusu alınacak, ha unutmadan kaybolan yıllar da geri verilecek, boşu boşuna elimizde durmasın yazık.

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!

Sezen’in sesi aynı noktada defalarca dönmeye devam ederken daha fazla dayanamayıp uzattığım ayaklarımı yere indirdim. Verme kardeşim verme! Aynı günleri tekrar yaşayacaksam buraya gelmemin anlamı ne? Yer toprak içinde, çay soğumuş, insanlar evimin sokağını ardında bırakmış sonbahar bile yalnız kalmış. Bekliyorum, zilin çalmasını bekliyorum. Geleceğim bile bende değilken geçmişi alsam ne yazar? Vermesinler, bana geçmişi vermesinler. Bana gecenin köründe ödev yapmak isteyen oğlumu versinler. Bana film izlerken sonunu göremeden uyuya kalan kocamı versinler. Bana çikolatalı ekmek isteyen çocuklarımı versinler. Kaybolan yıllarım çizilmiş, aynı noktaya takılı kalmış o plakta kalsın ben bu balkonda oturup soğuyan çayımla bir ümit onları bekleyeyim.

Yerler toprak olmuş, olsun. Ben önce çayımı içeyim.

13.11.21