Siren Sesi

Atatürk’ün kim olduğunu annemi babamı bildiğim gibi biliyorum ama ölüm kelimesi bana yabancı.

Siren Sesi

Siren Sesi

Siren sesi etrafı sarıyor. Herkes durmuş. Annem, yoldaki diğer büyükler, yanlarındaki çocukları, arabalar bile. Hatta arabaların içindeki insanlar dışarıya çıkmış ayakta duruyorlar. Ben de duruyorum dimdik diğerleri gibi ama neden öyle durduğumuzu bilmiyorum. Siren susuyor, yolun karşısındaki ablamın okulundan İstiklal Marşı’nın sesi geliyor. Ben henüz sözlerini bilmiyorum, söylemiyorum. Bitince insanlar bir anda hareketleniyor, şoförler arabalarına biniyor, sürmeye başlıyorlar. Anneme soruyorum;

“Neden durduk öyle anne?”

“Bugün 10 Kasım yavrum, Atatürk’ü Anma günü. 10 Kasım 1938’de Atatürk’ü kaybettik,” diyerek bana bakıyor. Söylediklerini anlamadığımı bakışlarımdan fark ediyor. “Yani o gün Atatürk öldü,” diyor.

Atatürk’ün kim olduğunu annemi babamı bildiğim gibi biliyorum ama ölüm kelimesi bana yabancı. Bilmek, öğrenmek istemediğim bir sözcük.

“Onun bedeni ölmüş olabilir ama bizlerin içinde hâlâ yaşıyor. Onu saygıyla anıyoruz bugün.”

Demek gerçekten ölmedi diye seviniyorum.

***

İlkokul birinci sınıftayım, bütün öğrencilerle birlikte okul bahçesinde siyah önlüğüm üzerimde dimdik duruyorum. Siren sesini dinliyorum, günlerden 10 Kasım, saat 9’u 5 geçiyor. Bitince tüm okul İstiklal Marşı’nı söylüyoruz. Henüz sözlerini tam olarak ezberleyemedim. Bildiğim kısımlarını söyleyip diğer kısımlarında dudaklarımı kıpırdatıyorum. Büyük sınıflardan bir grup öğrenci okulun girişindeki balkona çıkıyor. İçlerinden bir çocuk Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okuyor gür sesiyle. Sonra grup başlıyor Gençliğin Atatürk’e Cevabı’nı okumaya. Hayranlıkla dinliyorum. Tören başka çocukların şiirler okuyup, şarkı söylemeleriyle devam ediyor. En son ablam çıkıyor ve günlerdir evde bize söylediği Atatürk’ün özdeyişini söylüyor.

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.

Akşam yemek yerken tekrar istiyorum Atatürk’ün o özdeyişini söylemesini. Hemen tekrarlıyor;

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.

Anlamadığımı babam anlıyor. “Ne demek istemiş olabilir sence?” diye soruyor bana.

Annem “Atatürk öldü mü? Yaşıyor mu?” diye soruyor. Hemen aklıma geliyor şarkının sözü “Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor…” diyorum. Ablam hemen şarkıyı söylemeye başlıyor. Biz de eşlik ediyoruz ona.

Atatürk ölmedi
Yüreğimde yaşıyor

Atatürk ölmedi
Yüreğimde yaşıyor

Uygarlık savaşında
Bayrağı o taşıyor
Her gücü o aşıyor

Uygarlık savaşında
Bayrağı o taşıyor
Her gücü o aşıyor

Türklüğü güç veren devrimler senin
Yurduma çizdiğin aydın yol senin
Gençlik senin
Sen gençliğimsin
Ölmedin, ölemezsin
Ölmedin, ölemezsin
Ölmedin, ölemezsin
Ölmedin, ölemezsin

Türklüğü güç veren devrimler senin
Gençlik senin
Sen gençliğimsin
Ölmedin, ölemezsin
Ölmedin, ölemezsin
Ölmedin, ölemezsin
Ölmedin, ölemezsin

Atatürk ölmedi

Şarkı bitince ben “10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yumdu,” diyorum üzgün bir sesle.

“Benim naciz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır,” diyor babam.

Annem açıklıyor bana;

“Canım kızım onu kaybetmiş olabiliriz ama o bize öyle büyük bir ülke armağan etti ki bu ülkede yaşadığımız her gün o da bizimle beraber yaşıyor. Sen bir kız çocuğu olarak diğer bütün uygar medeniyetlerdeki kızların haklarına sahipsin. Okuyorsun, istediğin kıyafeti giyiyorsun, on sekiz yaşını doldurunca oy kullanabileceksin, ileride istediğin işte çalışacaksın… Yani baban gibi hür bir erkek hangi haklara sahipse sen de aynı haklara sahipsin. İşte tüm bunlar onun devrimlerinin eseri!”

“Hayatımızın her dakikasında onun izi var,” diyerek babam lafı alıyor. “En başta başka bir milletin esiri, kölesi değiliz. Her Türk vatandaşı olarak kadın erkek fark etmeksizin eşit haklara sahibiz…”

***

Kızımı okula bıraktım, işe gidiyorum. Bugün 10 Kasım. Son bir haftadır akşamları elimizde iki kâğıtla dolaşıyoruz evin içinde.

Bir ben okuyorum kâğıda bakmadan;

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

 Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

 

Bir kızım okuyor kâğıttan. Az kaldı, seneye o da bakmayacak.

 

Ey Büyük Ata,

Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’nin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımız olacaktır.

Ey Türk’ün büyük Ata’sı !

İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

 

Arabayı sağa çektim tüm diğer şoförler gibi, dışarıya çıktım. Dimdik ayakta duruyorum. Sirenler çalmaya başladı. Saat 9’u 5 geçiyor.