ŞÜKRİYE NİNE NASIL SEVER?

Can dostlarımız hayvanlar ve insanlar birlikte kurdukları hayatlar, nice anlatılara konu olmuştur: Bazen iyi hissettiren bazen de bu öyküde olduğu gibi yüreğimizi burkarak...

ŞÜKRİYE NİNE NASIL SEVER?
ŞÜKRİYE NİNE NASIL SEVER?
ŞÜKRİYE NİNE NASIL SEVER?

           Komşular mahalledeki yükselen seslere kulak kabartmışlar,  görüş alanına sığdırabilenler pencerelerde mekan tutmuş, çocuklar ötelerden koşturup kıyıda köşede seyirci pozisyonu almaya devam ediyorlardı:

          -Ben oraya onu yaptırtmam. Burası benim evim, bahçem. Siz kime sordunuz bunu yaparken…

          -Anne, geçici yapılıyor, sonra yıkarız, bahçeli ev bulamadım. Alt tarafı kulübe… Ve sen o köşeyi kullanmıyorsun. Sana zararı yok ki…

          -Siz çok biliyorsunuz. Benim olmamamı fırsat bildiniz. İki gün hasta kızımdayım diye arkamdan iş çeviriyorsunuz.

           Tellerle etrafı çevirmeye çalışan adama yükleniyordu. Adam yaşlı kadının tepkilerine hazırdı belli ki. Arada tek kelime söylüyor işine devam ediyordu.

           Evin bahçesine ortak olan iki köpek bir hafta sonra geçici mekanlarına yerleşmişti. Mekan sahibi Şükriye Teyze, yumuşatılmıştı yumuşatılmasına da, bütün aile, komşular elbirliği yaparak ancak onların bağlı tutulması koşuluyla razı olmuştu, geçici ikamete.

            Arkada serbest dolaşmaları için ev boyunca uzanan bir buçuk metre genişiliğindeki tel örgü ile çevrelenen mekanda köpekler zarar verecek o kadar çok şey yapmışlardı ki, yapma ihtimalleri olanlar da küçümsenir şeyler değildi hani… Evin gider boruları oradaydı, onları zorlayıp yerinden sökebilirlerdi. İncir ağacı vardı, dibini kazmışlardı pençeleriyle. İnciri kuruturlarsa Şükriye Nine'nin canından can giderdi. Sonra en başa konuşlanmış yuvaların yüksek çatısına zıplayıp esas bahçe tarafına geçiyorlar, orada bütün çiçeklerine tehdit oluşturuyorlardı. Bahçesinde yetişen sebzelere çiş, kaka yapıp "kerif" olmasına sebep olurlar, o sebzeler artık yenemez olurdu.

            Kont ve Lisa'nın zincire bağlı hayatları başlamıştı böylece. Evin kızı eşinden ayrılma kararı almış ama bahçeli ev bulamadığı için köpeklerine annesinin bahçesinde çözüm üretmiş, bir üst sokaktaki kiralık evinden bakımını yapabilmeyi planlamıştı.

             Ertesi gün kızı ve iki torunu köpekler için geldiğinde, Şükriye Nine,

             -Ben sabah yedide verdim onların yemeğini sizi mi bekleyecek hayvanlar…

             -Ne verdin? Kuru mamasını getirmiştik biz de…

             -Undan çalmaç yaptım, ekmek doğradım, severek yediler.

             -Onunla beslenmez hayvanlar, hiç değilse kemik suyu getireyim onunla yap.

             Şükriye Nine;

            - Siz çok biliyorsunuz? Biz hiç hayvan bakmadık mı? Yal yapılır köpeğe… Karışacaksanız alın gidin köpeklerinizi. Ben bildiğim gibi bakıyorum.

             Ertesi gün, köpekler gezdirilmek üzere gelindiğinde, Şükriye Nine jandarma gibi dikilir kapının önüne, emirler yağdırmaya başlar:

             - Burda salma! Götür aşağıda sal. Bahçeme dalıp bütün fideleri kırarlar. Ben de yerlerini yıkar, temizlerim.

             - Sen yıkama biz yıkarız, geç evine otur. Biz ilgileneceğiz, yorulma sen….

            -Yorulmam ben! Siz onu bunu arayıp bulana kadar, ben yıkarım.

           - Daha önce niçin yıkamadın, çiş kaka kokuyor burası.

           - Hiç de bile. Ben alıyorum, temizliyorum hemen. Koku falan yok, uyduruyorsunuz.

           Köpeklerin yanına özel giysilerini giyerek yaklaşır. Çünkü beton zemin üzerinde hayvanların çişleri  hertarafına değmekte, hayvanlara yaklaşınca da kötü kokmaktadırlar.

            -Köpekleri yıkayacağız.

           Şükriye Nine:

            - Nerde yıkayacaksınız, kuyunun suyu ile yıkayın..

            - Buz gibi kuyunun suyu, içerden sıcak su alacağız.

            - Bedava mı o su, elektrik…

            -Ben faturaları öderim anne, dert etme sen…

           - Senin paran çok galiba, çocuklarına harca. Ben ödeyemiyor muyum faturalarımı…

           Zaman su gibi geçti. Geçici mekan iki yıldır devam ediyor. Bahçeli bir ev bulunamadı. Farklı çözümler aradılar.Mesela bahçenin uygun görülen bir köşesini tel örgüyle çevirip, hiç değilse toprak zeminde barınmalarını sağlamak….Uzun tel gerip, hayvanları tel üzerinde daha geniş bir hareket sahasına kavuşturmak. Ama Şükriye Nine hiçbirine izin vermedi.

            Bahçeli evi tek katlı bir gecekondudur.Şükriye Nine eşiyle altmışlı yıllarda göç edince mütevazi işçi aylığı ile önce arsayı almışlar,sonra kendi elleri ve tanıdıklarının yardımıyla imece usûlü iki göz ev kondurmuşlardır.

           -Adam cesaret edemedi. Borçtan ödü kopardı. Kooperatif evlerine de o yüzden girmedi. Yirmi yıl borç ödemek gözünü korkuttu. Ben ısrar etmeseydim burayı da almıyordu. "Herif alalım burayı, dere yatağı ucuz bak, zamanla yaparız" dedim de öyle aldı. Hep derenin taşlarını biz taşıdık temizledik. Evin temelini beraber yaptık. Sırtımdan geçti bu evin taşı, biriketi…

           -Anne sen hayvan seversin, yıllarca burada inek baktın, tavuk besledin, köpeğimiz oldu. Köylü kadınsın sen. Niye şimdi bizim hayvan sevmemizi anlamıyorsun? Böyle planlamadık. Evden taşınacağımı bilmiyordum. Edinmiş bulundum. Torunların istedi biliyorsun. Ne var burada bu kadar işe yaramaz bodrum var. Hayvanlara sağlıklı, toprak zeminde bir yer çevirelim, serbest dolaşsınlar.

            -Tamamen salın o zaman, acıkınca gelirler. Yemek yediği evi bilirler.

            Büyük Torun:

            -Ananne golden olan köpeği salamayız, çalarlar. Hem belediye zehirliyor. Annemin çocukken beslediği köpeğini zehirlemişler, kurtaramamışsınız.

           Köpeklerin yürüyüşe çıktığı bir gün Kont'un yalpaladığı fark edildi, tüylerinin arasında dört beş yerinde yumrular oluşmuştu. Veterinere götürüldü çarçabuk. Kanser olduğunu öğrendiler. Evde yas vardı. Kemoterapi için önerilen ilacı eczane eczane dolaşıp zorlukla buldular. Artık bir üst sokaktaki kiralık evin önündeki küçük alanda bakılıyordu. Kemoterapi hayvanı o kadar kötü yapmıştı ki, yemiyor içmiyor, ayağa kalkamıyor, kalksa yürüyemiyordu. Akşam sabah başında nöbet tutmaya başladılar. Hastalıklı köpek bütün sokağın merhametini galeyana getirmişti. Yoldan geçenler büyük ihtimamla durumu soruyor, dualarla, temennilerle ayrılıyorlardı.

            Evde matem havası, umutlar besleyerek dağıtılmaya çalışılıyordu:

            -Ben biraz tavuktan yedirdim. İlacını içiremedim, bir de sen denesene.

Diyordu evin annesi. Büyük torun;

             -Ben veririm, sosis var mı evde, onun içine gömünce yiyor. Kemoterapi mahvetti hayvanı. Zaten o bahçede zincirde, unla beslenerek bağışıklığı nasıl iyi olacak. Senin yüzünden işkence görüyor hayvanlar. Geçici dedin, hâlâ zincirdeler. Anannem de inadını kırmıyor ki, güzel bir yer yapalım… Mezarına götürecek yeri sanki. Bir şey de yapsa gam yemem. İki lahana var diye….

             Kont ancak iki haftada toparlandı. Kalkıp tuvaletini yapmak için küçük çiçekliği özellikle kullanıyordu. O zaman içler acısı eziyetini daha bir gözüne soktu onların. Bağlı olduğu yerde toprak yoktu ve olduğu yere yapmak zorunda kalıyordu. Pislik hastalığı getirmişti besbelli.

              Şükriye Nine bir sabah ziyarete geldi:

               -Biber dolması getirdim köpeğe, yer belki. Merak ettim, üzüldüm hayvana, neden hasta oldu? Ben onlara hergün bakıyorum.

              Kapının önünde Kont'un iyi haline güleç yüzlerle eşlik ediyordu ev halkı. Ananne çömeldi yerde yatan hayvanın yanına;

              -Oğluuum, hasta mı oldun sen, iyileş emi, ben seni hiç böyle elimle sevmemiştim.

             Ev halkının bakışları dondu, birbirine baktılar. Üvey ebeveyne terk edilmiş evlat muamelesini hücrelerinin en derinine kadar hissettiler. Görmeden duramadıkları sevgili canlarını, kendilerine can olan, hayvansever bildikleri ananelerinin elinde bu kadar gaddar ve sevgi çölü içinde bıraktıkları gerçeği çarptı yüzlerine. Çaresizliklerinden, iyi olduklarını, en azından doğaya veya barınağa bırakmadıkları için teselli olup kendilerini kandırdıkları ayan beyan ortadaydı.

             Büyük torun sağlıkçı olarak devlet kurumunda işe başlayacaktı. Köy hayatı yaşayabilecekleri bir yere tayin istedi, gözünü kırpmadan. Köpeklerini alacak mutlu mesut yaşayacaklardı. Bir dönüm arazi içinde bir ev buldular. İşyerine uzaktı ama köpekler için bulunmaz fırsatlar sunuyordu. Taşındılar. Lisa ve Kont evin farklı köşelerinde yuvalarına istedikleri gibi girip çıkarak, bahçede özgürce koşturarak yeniden canlandılar. Kont'un dökülen tüyleri daha canlı yerine geldi. Tırmandıkları bahçe telini görünce yerine gelen kuvvetine sevinirken, komşu bahçelere geçmemesi için yeniden uğraş vermelerine de söyleniyordular insan dostları….

             Yıllar sonra Şükriye Nine anlatıyordu eşe dosta;

            - Alışıyor insan, kapıya çıkıp konuşurdum onlarla…Arada havlarlar, çıkar söylenirdim "Karnınız tok ne istiyorsunuz, susun bakalım" Beni dinlerlerdi. Hasta olunca üzüldüm, merak ettim. Yanına gittim beni tanıdı. Sevdim elimle. Yabancı gelince havlarlardı…

             Evin kızı ve torunlar bayram ziyaretlerinde bu sohbetleri acı bir gülümsemeyle dinler, istemsizce gözlerini bahçeye çevirir; artık bahçenin köşesindeki sessizce dinlenen canlarının mezarlarına izin verdiği için Şükriye Nine'ye minnet duyarlardı.