Tabula Değil Issız Rasa

Manifesto niyetine, kendi kendime...

Tabula Değil Issız Rasa
Tabula Değil Issız Rasa
Tabula Değil Issız Rasa

       Her gün aynı sıradanlıkta uyanıyor ve kalkıyorum yatağımdan. Yavaş adımlarla ve bıkkın bir ifadeyle  banyoya sürükleniyor ayaklarım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra kendimi aynada seyrediyorum bir süre, büyüyen göz bebeklerim bana ilgi duyan tek şeylermiş gibi geliyor o an. Kimi kandırıyorum... Oysaki bu damarlarımda dolanan zehrin etkisi sadece. Bir günün diğer günü aratmadığı sıradanlık zinciri günbegün beni boğarken zevkle buna izin verdiğimi bildiğim halde istemsizce farklılık ve sevgi arıyor tenim. En nihayetinde ben de insanım,  canım çekiyor bir tutam gülümseme dudaklarımdan kalbime doğru süzüleninden. Sonra, sonra...
       Sonrasında yine odama sürükleniyor ayaklarım aynadaki uzun mesaimin ardından. Yine kendime çekiliyorum, yaptığım insani zorunlu eylemler ve varoluşsal sorumluluklarım haricinde ne için varım bilmiyorum. Zaten, her şey iğreti duruyor üstümde, alışamıyorum. Sahi, ben alışmaktan korkuyordum, unutmuşum.
       Unutuyorum. Benliğimi, bana ait olan veya olmasını istediğim her şeyi. Doktorlarım varoluşsal sorunlarıma bilimsel kılıflar uydurmakla meşgulken ben her gün biraz daha kendimde boğuluyorum. Ardından yıllardır unuttuğum kalem, kağıdı görüyor ve Tabula Rasa (Boş Levha) olmadığımı kanıtlamak istercesine korktuğum benle yüzleşmek pahasına yazıyorum. Pervasızca, utanmadan, sıkılmadan, zerre sorumluluk duymadan ve sonunu bilemeyerek...