KARPUZ

Kısa Olay Hikayesi

KARPUZ
KARPUZ

Devasa karpuzların tadı ve lezzetine inanan oğlunun aksine, karpuz kriterleri başkaydı, yetmişlik Davut'un : Pıtık vurduğunda çıkan sesin  tizliği, sapının kurumuş, kahverengiye dönüklüğü, eh bir de taşıması eziyetsiz büyüklüğü…..

Şansı yaver gitmemişti. Sezon başladıktan nice sonra almaya başladığı karpuzların üçü de yiyenleri memnun etmedi. Hele de karpuz mevsimini  iple çeken oğlunu! Bir gün arabasından devasa bir karpuz indirerek girdi bahçe kapısından. Girişe bıraktı. Annesi günlerce onu mutfağa götüremediğinden, büyümese de yattı karpuz kapı dibinde. Kime söylediyse "tamam" deyip kulak arkası yaptı.

Bir gün o karpuz yaşlı kadının eliyle, yuvarlana yuvarlana evin koridorundan  mutfağın yolunu buldu. Yine bekledi günlerce. Karpuz müptelası oğlu her kesip yiyelim deyişinde, " bugün olmaz, sadece ikimiz varız, kalabalıkta keseriz, yarısı kalacak, dolapta yer yok sığdıramam" deyip savuşturdu.

Karpuz gitgide mutfağın herhangi bir mobilyası veya gereci gibi gözaşinası bir eşyaya dönüştü. Taş döşemeli mekanında beklerken, yanından tabak tabak başka meyveler, yemişler  geçti.

Misafir ağırlandığı bir akşam, mutfağa çay doldurmaya giden genç kızın çığlığı bütün sohbeti durdurdu. Davut koştu hemen, "börtü böcek çıktı önüne, çığlığa bakılırsa karafatma gördü herhalde" diye düşündü. Eski evinin bu dertlerini misafirlere açık etmekten utandı biraz da…Ne kadar bakım yapsa, delikleri tıkasa, boya çekse de yıllanmış böcek yuvalarının yok olduğuna hiç emin olamadı. Zira herkesten çok kendisi sabah namazına kalktığında kaçışan böceklerle yüzleşiyordu.

- Ayaklarım ıslandı, buraya su dökülmüş, ürperdim birden!

Derin bir oh çektikten sonra seslendi:

-Hanıııım, kurula burayı, fark etmedin mi girip çıkarken.

-Benim ayağımda terlik var, suyu orada kullanmadım ki, Allah Allah! Su galonu mu delik acaba!

Kuruladı yeri. Aradan epeyce bir zaman sonra mutfağa gittiğinde yerin yine ıslak olduğunu gördü. Bu defa su epeyce fazla etrafa yayılmıştı. Temizlik kovasını getirip hem sildi hem kaynağını bulmaya çalıştı. Kalorifer borusu nemli değildi, su borusunda da damlama emaresi yoktu. Çöp kovasının altını yokladı, oradan mı su sızıyor diye. Ama çöp kovasını yeni boşalttığını içinin boş olduğunu hatırladı. Yerde bekleyen temizliğe, çamaşıra kullandığı deterjan, beyaz sirkenin plastik ambalajlarını kontrol etti. Nem orada da yoktu.

Misafirler gittikten sonra karı koca bir güzel incelediler. Duvarın dibindeki fayans en çabuk ıslanan bölgeydi. Sanki tabanla birleştiği yerden kaynak fışkırıyordu.

-Tövbe tövbe, buradan niye su çıkar ki!...

Karısı:

-Eski evin dertleri bitmek bilmiyor. Kimbilir nereden boru patladı. Belli ki bu defa alttan geçen bir yerden. Of ki of!. Nasıl yapılacak bu? İnşaat işi mutfağın ortasında.

-Hanım buradan kalorifer borusu da geçiyor, o mu patladı acaba, su borusu mu?

-İki gün önce nem kokuyor ev dediydi oğlan. Boşuna değilmiş. Evin altını su kapladı besbelli. Bizim yaşlı burunlar duyana kadaaaar!

-Ben de şimdi ekşi maya kokusu gibi bir koku alıyorum.

-Ayyy, gider borularından pis su sızmasın. Bu duvarın arkası banyo. Oradan patladı, yayıldı buradan mı yüzeye çıktı.

-Neyse sabaha kadar su basar burayı, vanayı kapatalım. Bu saat oldu oğlan gelmedi eve. Söyle çocuklara banyodaki işlerini bitirsinler. Vanayı öyle kapat. Gelince de oğlana söylersin.

- Oğlan bu gece gelmeyecekmiş. İşleri bitmemiş. Uzakta bu sefer. Gidip gelmeyeyim diye orada sabahlayacak.

Sabahleyin Davut ilk iş su tesisatçısını aradı. Öğlene doğru geldi. Baktı bir şey göremedi. Vanayı açtılar, yere kulağını dayadı, anlayamadı:

-Cihazla bakmamız lazım. Tam yerini bulursak çok kırma işi çıkmaz. Hem biz fayans da döşemiyoruz.

-İyi! Bakın cihazla, dedi, Davut.

-Yanımızda yok. Dükkandan alıp gelirim cumadan sonra.

Yolcularken, kapıdan gözetledi. Arabadaki adam da arıza ya bakmak istedi. Tekrar eve girildi. Kulak yine yere yapıştı. Ama gizli su kaynağı kendini ele vermedi.

Davut'un karısı, mutfağa gittiğinde ıslaklık gözüne çarptı. Kuru bez alarak çöktü yere, birkaç kutuyu oynattı altını sildi. Alışveriş poşetindeki karpuzun da altı nemliydi. Onu da yerinden uzaklaştırıp sildi. Pis su olabileceği geldi aklına. Karpuzu bir tepsiye koydu ki, pis su değmesin.

Vanayı kapatmadılar. Davut on dakikada bir içeri gidiyor, her gidişinde:

-Allah, allah. Su yok, kuru buralar. Şaşılacak şey!

Su tesisatçıları mesaj atmışlardı, gün içinde yetişmezse ertesi sabah geleceklerdi.

Davut da karşı mesaj yolladı. " Şimdilik ıslaklık yok, yarın sabaha kadar bekleyelim, daha emin oluruz."

Davut'un karısı mutfağa girdikçe, ekşi kokuyu daha kuvvetle almaya başladı. Gözüne yerdeki karpuz ilişti. Tepsi su ile dolmuştu. Poşeti açtı, kokunun kaynağı burasıydı. Karpuz çürümüş, kendini imha ediyordu. Davut'un yaşlı karısı, aceleyle poşeti, tekrar sağlam bir poşete koydu, çabucak evden çıkıp, köşede çöpleri biriktirdikleri varile karpuzu hapsetti. Karpuz mu hafiflemişti, Seyit Onbaşı gücü mü transfer edilmişti, yaşlı kadın koca karpuzu kuş gibi kaldırıp onca yolu bir solukta katetmişti.

Davut sabah uyandığında ilk iş mutfağa koştu. Yerler kupkuru idi. "Mevlam bana acıdı, kendi kendine tamir oldu herhalde" diye düşündü. Yatağa döndüğünde karısının gözlerini açıp kendine baktığını görünce ona da söyledi. Karısı:

-Kalorifer vanaları gevşekmiş, iyice sıkıştırdım. Nasıl olsa mutfaktaki iki peteği açmıyoruz, ocak sıcaklığı yetiyor mutfağa. Kalorifer borularından sızdıysa onun için durmuştur.

Mantıklı geldi Davut'a. Su tesisatçıları sabah aradıklarında kendilerine iş çıkmadığını öğrendiler.

Büyük oğlan akşama evdeydi. Evdeki olanlardan haberi yoktu:

-Girerken bahçe kapısının yanında pis bir koku vardı, çöpü boşaltalım, çok kokuyor.