KAVGA OLMUŞ

Okul öyküsü

KAVGA OLMUŞ

Pazar yerinin arkası kalabalıktı. Az ötede arabalarını ev gibi kullanan çingenelerden bir kaçı oraya doğru seyirtti.  Öğrenci kalabalağının ortasında orta boylu bir delikanlı yerde kıvranan daha ufak tefek birini tekmeliyordu. Ağzından küfürler saçarak, tehditler savurarak biteviye vuruyordu. Arasıra yere eğilip, yakasından tuttuğu çocuğu yerden uzaklaştırıp yumrukla tekrar yere yapıştırıyordu. Kalabalık sadece seyrediyor, kavgaya müdahele etmiyorlardı. Esmer birkaç adam ortaya daldı, delikanlıyı tuttular. Biri de yerdeki delikanlıyı toparlamaya  çalışıyordu.

-Yeter niye kavga ediyorsunuz, bu kadar vurulur mu, senden küçük hem de…

-Bırakın abi, hak etti. Arkamızdan konuşuyor, küfür ediyor. Kendini bir b.. zannediyor.Şimdi de konuşsun göreyim. Biz yumuşak davrandıkça iyice azıttı. Kız demiyor, aile demiyor. Onun iyi bir derse ihtiyacı vardı. Aldı bugün dersini.

-Talip, hadi gidelim. Yeter bu ona.

Bilal koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu ki kalabalığın yanına motorsikletli birinin geldiğini ve Talip’in önünü kestiğini gördü. Durdu. Geri döndü.

-Ben size benim haberim olmadan hiç bir halt yemeyeceksiniz demedim mi?

-İyi de abi, bu sana güvenip rahat durmadı. Biz bırakmıştık işin peşini. Arkamızdan bir torba laf etmiş “yok onlar da kim oluyormuş, benim arkamı gördüler, donlarına sı….. Her kuşun eti yenmez.”  İnanmadım. Çağırdım Mehmet’i. Onun yanında sordum. “Evet söyledi” dedi. Günah benden gitti. Adam olacak. Kimsenin arkasından laga luga yapmayacak.

-Bak bir daha olmasın. Ben de sizi uyarıyorum. Herkes dayılık yapmaya kalkarsa benim ayarlarım bozulur. Ben o zaman size ne yaparım, onu düşünün. Daha çocuksunuz, boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın. Doğru düzgün gidip gelin okulunuza.

Okulda sıradan bir gündü. Müdür yardımcıları okulun son günlerinde yapılan sınavların aksamaması için oradan oraya koşturmakta, hoparlörden duyurularla sınav yeri ve zamanı için son anda ortaya çıkan değişiklikleri kotarmaya çalışmaktaydılar. Yusuf da elinde kalemlik, kelebek sistemi dedikleri ortak sınavlarda, bir önceki ders öğrenilen sınav yerine,  bütün öğrenciler gibi ulaşmaya çalışmaktaydı. Yüzündeki morluğu ve patlak dudağını soranları geçiştirdi.

Öğle sonrası, nöbetçiler Yusuf’u disiplin kurulu için çağırdılar. Sınıf arkadaşları meraklı gözlerle baktılar. Demek ki Yusuf yine rahat durmamış, bir kavgaya karışmıştı. Cezalar alsa da diğer öğrenciler için bu fark edilir şekilde olmuyordu. Önemsemediler. Eren;

-Dışarıda kavgaya karışmış diye duydum, dedi.

-Bizim okuldan öğrencilerle mi? Dışarıda olduysa bir şeycik olmaz. Okul dışındaki ile kimse ilgilenmez.

Sonraki dersin ortasında geldi Yusuf. Hiç konuşmadı. Sınıfta yakın arkadaşı yoktu. Sıraya yattı, dersle de ilgilenmedi. Öğretmenler yüzünün halini gördükçe üzerine gitmediler, sınıfa soran bir iki öğretmen de ne olduğunu öğrenemedi.

O gün Talip ve Bilal, Eren’i bahçenin köşesine götürüp konuştular. Yusuf kantine giderken görmüştü onları. Ertesi gün Eren de disiplin kuruluna çağırıldı. Döndüğünde;

-Kavga ile ilgili sordular. Ben karışmadım, görmedim, sonradan duyduğumu söyledim.

Dedi. Bilal kavgalarıyla ünlenmişti okulda. Daha ilk günlerde bir çocukla takışmış. Onun topladığı serserilerle okul bahçe kapısı önünde birbirlerine girmişlerdi. Dövüş sporları yaptığı için dayak yememiş, birinin silah çıkardığını gördükleri esnada birkaç öğretmen müdahelesi ile kalabalık inanılmaz hızda dağılmıştı. Bir başka kavgası kız ile olmuştu. Bir kızla bir erkeğin okul koridorunda kavgasını öğretmenler bile günlerce sınıflarda “bir yaşlarına daha girdiklerinden” bahisle gözleri hayretten kocaman bir şekilde anlatmışlardı. Başka bir kavgası yabancı asıllı bir öğrenci ileydi. Bütün bunlar onu disiplin kurulunun müdavimi yapmıştı. O nedenle çağrıldığında “ooooooo” sesleri eşlik ederek yolculanmıştı.

Talip daha belalı bir çocuktu. Küçük, büyük demeden herkese kafa tutuyordu. Öğretmenlerle her gün derste bir sebepten tartışma çıkarırdı. Sınıftakiler onun bu hallerinden bıksalar da seslerini çıkaramıyorlardı. Zira ne yaparsa yapsın ona bir şey olmuyordu. Canı istemediğinde derse girmiyor, öğretmenden sonra gelip defalarca yok yazılıyor ama yine de devamsızlıktan kalma sorunu olanlar arasında adı geçmiyordu. Müdür yardımcısından torpilli olduğu söyleniyordu. Herkese kükreyen Mürüvvet Hanım, onunla konuşurken “Talipçiğim” diye yumuşayıveriyordu. Onca olay çıkarmasına rağmen disipline hiç çağırılmamıştı. Sonunda bir ders onun da disiplin kuruluna çağırıldığını duydular.

Okulun son haftası öğrencilerin büyük bir çoğunluğu devam etmedi. Karne günü son kez geldiler.

Yeni eğitim döneminde Bilal ve Talip’i göremediler. Okulda olmayışları kendi tercihleri mi, yoksa okul idaresinin isteği ile mi asla bilemediler.