ÖZKURBANLAR DÜĞÜN SALONU

Hayriye Pelinin hayallerindeki ve hayatındaki düğün...Bazı sosyolojik iğneler :)

ÖZKURBANLAR DÜĞÜN SALONU

Hiçbir şey hayallerindeki gibi değildi. Oturup uzun uzun nikah, düğün hayalleri kurmuyordu önceden de elbet; ama düğün nikah denilince kendisini hep eski bir yalının ya da köşkün merdivenlerinden inerken düşünmüştü. Özkurbanlar düğün ve balo salonunun bu hayallerde yeri yoktu. Hele oradaki post bıyıklı piyanist şantörün. Ortada bir piyanist olacak idiyse de bu papyonlu ve piyanolu biri olmalıydı. “Buraya verdiğimiz parayla hayalimdeki nikahı yapabilirdik” dedi Hasancan’a.”Daha az kişiyle tabi” diye ekledi. “Yani elli kişi falan çağırırdık mis gibi”. Yalı olmazdı da köşk olurdu, merdiveni olsaydı, şantör olmasaydı, daha az gürültülü olsaydı yeterdi.

Rujunu yeniledi gelin odasında. Önündeki kuruyemiş tabağından iki tane leblebi aldı. İçeride yazın en popüler şarkıları çalıyordu. Salonu gösteren kameraya baktı. Annesi, babası, kayınvalidesi ve kayınbabası girişte gelenleri karşılıyordu. Tanımadığı bir kadın girdi içeri iki çocukla. Kolunun yarısı kalın bileziklerle doluydu,  boynunda koca bir gerdanlık. Kırmızı dar bir elbise giymiş, yanakları için de galiba bir ton allık kullanmıştı. Müstakbel eşine dönerek:

- Şu gelene bak tam “the gelin” dedi.

- “Büyük konuşma” dedi Hasancan.

-  Slaytı verdin de mi?

- Verdim verdim.

Salondan gelen müzik sesi giderek yükseliyordu. Kamera insanlara tek tek yaklaşıyor, kadraja giren herkes elindeki çatalı bıçağı bırakıyordu. İki teyze baş başa vermiş konuşuyorlardı. Biri konuşurken eliyle ağzını kapatıyordu. “Bunu siyasiler yapıyor konuşurken görüyor musun Türk kadınının politik tedbirini” dedi.

Gelin odasının kapısından piyanist şantör girdi. Evet dedi giriş şarkımız bu, dans şarkımız bu, hazır mıyız? Hayriye Pelin ve Hasancan çifti.  “Pelin yeterli” dedi Pelin. “Peki” dedi piyanist. Beş dakikaya çağırıyorum. Pelin ve Hasancan çiftini kocaman alkışlarla çağırdı şantör. “Ben dedim mi böyle bir şey ona!” dedi Pelin. “Allah aşkına kocaman alkışlar diye çağırmak nedir? Özkurbanlar yetmedi bir de kocaman alkış. Birazdan da çocukları pistten alalım der”.   

Piste geçtiler. Takım elbise giymiş bir çocuğu annesi kolundan çekerek aldı pistten. “Küçüçük çocuğa kravatlı takım giydirmek ne dedi hiç haz etmem”. “Pardon matmazel yüksek lord Pelin hanım bizim burada böyle” dedi Hasancan.

İlk dans bitti, tüm çiftler pistte dans etti. Birisi gelinin kız kardeşinin eteğine bastı, kız kardeş, sinirli bakışlar fırlattı. Ön masalarda oturan sarışın kadın kocası onu dansa kaldırmadığı için sinirliydi muhtemelen. Dans birden bire bitti. Ani gelen sessizliğe yakalandı kocasının elinden tutup masaya yürüyen kadının “gelin de küçücükmüş” sözleri. O kadar küçük mü gösteriyordu acaba? On üç cm topuklu, makyaj, hiç mi kar etmemişti. Neyse dedi, güzel tarafından bak. Kuzenleri yanına geldi gelinin.  Biri diğerine “yok kuzum hiç bana göre değil bu düğün işleri belki kumsalda küçük bir nikah gün batımında ” diyordu. İçinden “Özkurbanlar ve muadillerinde düğününü görmek için sabırsızlanıyorum” dedi Pelin. “O gün sana gün batımını anımsatacağım.”   

Gözü misafirlere hoş geldin demek için masaları dolaşan kayınvalidesi ve kayınpepeline takıldı. Sonra bir köşede heyecan içinde damadın anneannesi ile konuşan annesine baktı.  Derken müzik başladı tekrar. Sözcüklerin gürültüsünün yerini tavukları pişirmişem aldı. Kabarık elbise giymiş küçük bir kız kendi ekseninde dönüyor, etekleri kabardıkça gülüyordu

Sıra slayta geldi. Hareketli bir müzik fotoğraflara eşlik ediyordu. Slayttaki sarmaş dolaş fotoğrafları koyup koymamak hususunda çok kararsız kalmış, bir anda gelen istek ve cesaretle hepsini yüklemişti. “Ne gerek var buna “demişti Hasancan. Fotoğraflar akın akın geçti. Türk kadını tüm özen yükümlülüğünü gösterdi ve konuşurken dudak hareketlerini gizleyerek yaptı dedikodusunu. Türk erkeği havaya baktı. Gelinin babası karısını dürterek “bunlar ne zaman tatile gitti” diyordu. “Bir de buraya koymuş edepsiz”. Derin, hiçbirini duymadı ama anladı. Hayattan Özkurbanlar’ın intikamını almış gibiydi.

Nihayet nikah memuru geldi, “iyi günde ve kötü günde hastalıkta ve sağlıkta” dedi. “Ölüm sizi ayırana dek” demedi. “Gelini öpebilirsiniz” de demedi. Zaten bu Özkurbanlar gibi yerlerde söylenmezdi. Alkış kıyamet. İçinden keşke filmlerdeki gibi kısa bir sessizlik koysaydım “evet”in önüne diye geçirdi Pelin.

Ardından Ankara’nın bağları başladı. Büklüm büklüm yolları… İnsanlar birbirlerini zorla piste kaldırıyordu. Masadan kalkan elbiseli her kadın önce eteğini düzeltiyor sonra ağır hareketlerle başladığı oyuna coşkuyla devam ediyordu.

Piyanist şantör takı töreninin başladığını basın açıklaması edasıyla duyurdu. Pelin’e beş bilezik, bir set, bir sürü de altın ve para takıldı. Altınlardan hemen kurulmak istedi. Şunlar yerine incecik bir pırlanta daha iyi olurdu. Gerçi o da para etmiyormuş satınca dedi. Hiçbiri olmasa o da olurdu. Ama merdivenlerden inmekte aklı kalmıştı. Altınları gelin odasında çıkartıp geldi. Güvenlik olarak odaya damadın eniştesi bırakılmıştı. “Enişten düğün altınlarını değil de merkez bankası rezervini koruyor edasında” dedi Pelin.

Neşeli bir müzikle pasta geldi. “Kimse pastayı ne için alkışladığını düşünmüyor” dedi Pelin. “Sahi pasta ne için alkışlanır?” Papyonunu çıkardı Hasancan, “sen sorgulayasın diye” olabilir dedi. Herkes ortası kalpli dondurmalı pastasını yedi. “Bu daha ekonomik herhalde dedi” Pelin, “keşke pasta maket olmasaydı ama”. Hasancan, gözlerini devirdi.

Fotoğraflar çekildi, kimse aynı anda poz veremedi, hepsi birer Rönesans tablosu gibiydi. Herkes teker teker ayrıldı salondan. “Siz oturun şurada her şeyi araba yerleştirelim sonra inersiniz” dedi gelinin annesi. Pelin, çıkardığı ayakkabılarını Özkurbanlar düğün salonunun parlak zeminine fırlattı. Çok yoruldum dedi. Zaten ses çok yüksekti başım ağrıdı.

  • Tam olarak ne bekliyordun acaba ?
  • Anlamadım, başım ağrıyor dedim ne var alakası var?
  • Hayır gece boyu etraftaki her şeyi eleştirdin, gereksiz gördün ve küçümsedin. Çok güzel, peki, buradaki piyanist şantör piyanist, masalar kokteyl masası olsaydı, zaman zaman piyano zaman zaman keman çalsaydı, içeri girenler daha kibar takılar taksaydı bir şey mi değişiyordu? İkisi de gereksiz bence sadece ikincisi modern görünümlü bir gereksizliği ifade ediyor. Modern görünümlü gereksizlikleri de eleştiri miydin acaba? Orada da sosyolojik çıkarımlar yapar mıydın kripto entelektüel seni!
  • Sadece takıldım ne var bunda alınacak?
  • Yok bir şey!

Sandalyesini uzağa çekti Pelin. Hasancan’a arkasını dönüp bacak bacak üstüne attı, kollarını kavuşturdu.

  • “Aaa küstü mü bunlar” diye içeri girdi kayınvalide. “Ne oldu?”

 

 Yok bir şey diyerek başını salladı ikisi de. “Ayol” dedi, “Ne diyorum; siz eve geçmeden gelin bizde hep beraber takılanları sayalım. Yarın balayına gideceksiniz zaten sonra fırsat olmaz. Ne dersiniz? Siz bilirsiniz tabi altın yüksek ya şimdi haftaya ons mons bir şey olacakmış düşer sayalım satın işte gitmeden”.

 Bir saat sonra Pelin ve Hasancan eşofmanla halının üstünde oturmuş, altın sayıyordu, Kayınvalide görümceye isimleri söylüyor, “komşu fahriyeden bir gram altın” diyor, sonra da “22 ayar” diye ekliyordu. Kayınpeder,  kağıtta toplama yapıyordu. Bir saat sonra hasılat ortaya çıkmıştı. Telefondaki hesapla kağıttaki birbirini tutuyordu. Hasancan Peline döndü sessizce sordu. “Evet buna ilişkin yorum ve eleştirilerinizi dinliyorum sayın Lord?”

“Allah bereket versin” dedi yerden aldığı bir deste parayı çenesine sürterek Pelin. Muzip bir gülüşle ekledi: “adetlerimiz ne güzel genç çiftlere destek oluyorlar! Şu altın kutularını atmadan iyice bakalım bir daha çöpe gitmesin de aman” diye ekledi peçeteye sardığı börekle ağzına doldururken.