AYAKKABICI DÜKKANI

Başarmak zor değil! Yeter ki Emek verilsin...

AYAKKABICI DÜKKANI

Her sabah günün ilk ışıkları ile beraber dükkanını açardı. Dükkanı ne bir dakika geç,  ne de bir dakika erken açardı. Saat 07.30 oldu mu! Dükkanın kilidini açar ve güne güzel başlardı.Temizliğini yapar, İşinin başına otururdu. Çocuklarına her daim disiplinli olmayı,  Güler yüzlü ve insanlara saygılı olmayı öğütlerdi. Hüseyin Amca, Ayakkabıcılık mesleğini küçük yaşlarda öğrenmiş ve bugünlere kadar gelmişti. Hüseyin Amca, Her zaman kendisine ilke edindiği şu sözü yenilerdi. 

ERKEN KALKAN İŞİNE, ALTIN TAKAR DİŞİNE...

Ayakkabıcı Hüseyin Amca, Yıllarını vermişti bu mesleğe. Herkesin tercihine göre Ayakkabı diktiği gibi! Kendisine getirilen ayakkabıları tamir ediyordu. En küçük oğlu Mustafa babasının mesleğini öğrenmek için Okul çıkışında babasına yardıma gelir ve babasını büyük bir heyecanla izlerdi.İçinden duygularını belli etmeden konuşurdu.Ayakkabıcılık özen isteyen, Çok dikkat gerektiren ve işini ustalıkla yapmayı gerektiren bir meslek diye söylerdi. 

Mustafa, Bir gün Babasına merakını gidermek adına sorar?

Baba,Seni her gün büyük bir heyecanla izliyorum. Her gün sıkılmadan, Yılmadan nasıl bu kadar özenli ve herkesin hayran kaldığı Ayakkabılar dikiyorsun?

Hüseyin Amca, hafif bir tebessüm ettikten sonra, Şöyle cevap verir:

Evlat der!

Bir terzi düşün! Sana bir pantolon dikecek ama, Özensiz dikmiş ve iyi bir kumaş kullanmamışsa; Sen bir daha o terziye gidip kıyafet diktirir misin?

Mustafa, Hayır baba der.

İşte Evlat der!..

Bir iş yaparken sevgi ile yaparsan özenli ve itina ile yaparsan insanların güvenini kazanırsın...

Yaşam zamanı kovalar...Bir gün yılların emekçisi Hüseyin Amca, Çok yorgun ve bitkin bir halde yatağa düşer ve artık iş yapamaz olur.Bir kaç zaman sonra; Hüseyin Amca, hastalığına yenik düşer ve vefat eder. Mustafa babasını kaybetmenin hüznünü yaşadı. Mustafa, Baba yadigarı dükkana sahip çıkıp,Babasının mesleği olan Ayakkabıcılık mesleğini devam ettireceğine dair kendi kendine söz verdi. Babasının kendisine verdiği öğüdü hiç bir zaman unutmadı. Her gelen müşteriye aynı ilgi,Sevgi ve tebessüm ile yaklaştı. Mustafa babasının mesleğini çok güzel bir şekilde icra eder ve her yerde tanınan biri haline gelir.

Bir sabah Ayakkabı dikerken, Oradan geçen bir genç  kapıda Mustafa'yı izlemeye koyulur. Mustafa o kadar işini itina ile yapıyor ki! Kendisini hayranlıkla seyre dalan genci farketmemişti. Gencin gözlerinin içi parlar ve bir anda Merhaba ağabey der. Mustafa genç ile sohbete dalar ve hayalini sorar?

Ağabey Adım Barış. senin özenli ve titizlikle yaptığın işi görünce, Seni seyre daldım. Benim hayalimdeki meslek aklıma geldi. Bende bir gün senin gibi Ayakkabıcı olacağım ve insanlara tebessüm ve güzellik ile Ayakkabı diyeceğim dedi. Zira; Hayalimde her zaman bir Ayakkabıcı olmak vardı. Ama! Hep bir karamsarlık yaşıyordum. Yapabilir miyim diye?

Ben seni izlerken hayalimi gerçekleştirebileceğime inandım.

 Bu cevap karşısında Mustafa gözyaşlarını tutamaz ve ağlamaya başlar.

Barış bu duygusallık karşısında şaşırıp kalır...

Mustafa, Barış'a bir zamanlar babasının ayakkabıcı olduğunu ve babasını kaybedince kendi kendine bu mesleği yapacağına dair söz verdiğim an aklıma geldi. İstedikten sonra gerçekleştiremeyeceğin hayalin olmaz der...

Bir Ayakkabı dikimi ile insanlara hayallerini hatırlatmak ve gerçekleştirmeleri için çaba sarf etmek...

Yaşamda hayallerinin peşinden koşmaktan vazgeçen genç insanlar Ayakkabıcı Mustafa'ya uğrar oldu.Mustafa'nın ünü o günden sonra her yerde yayılır oldu.

Bir Ayakkabıcı ve ardında bıraktığı güzel bir eser...